• Guilty Crown - 12-13



    Seri ortası finalle bir kez daha beni şaşırtan Guilty Crown şimdi yeni bir rotaya giriyor. Gai'nin -tam olarak kesinleşmemiş- ölümünün ardından Shu'nun Undertakers'ı yönetmesini izleyeceğiz. En azından 13. bölüm sonundaki gelişme Undertakers'ın yeniden devreye gireceğinin habercisi gibi. Shu'nun "bilmiyorum, galiba gelişti sanırsam" dediği gücü sayesinde artık insanların içinden çekilen Voidler aynı kişilerin kullanımına müsait hale geliyorlar.

    12. bölümdeki büyük final sanki serinin sonundaki büyük finalin bir ön çalışması gibi. İlk 11 bölüm boyunca izlediğimiz teranenin aynısını 14. ve sonraki bölümlerde görmeyiz diye umuyorum. Ne de olsa serinin ilk yarısı tamamen Shu'nun karakter gelişimine adandı, daha doğrusu onun yaşadığı çelişkilere ve kendini bulma sürecine adandı. Bu karakteri yeni baştan bir daha inşa etmekle uğraşmayacaklarına göre sanki GC'nin ikinci yarısı daha izlenebilir, fillerdan uzak bir noitaminA serisi havasında geçebilir.

    Hayli yüzeysel yazılmış karakterler bence bu serinin en büyük eksisi. Inori'nin iki bölümde bir şarkı söylemesi, Shu'nun iki ileri bir geri tereddütleri, tekerlekli sandalyedeki kızın sandalyesine çıkarken insanların bakmamalarını istemesi bu karakterlerin en belirgin özellikleriymiş gibi yansıtıldı. Karakterlerin hiçbirinde yeterli derinlik sağlanmadı, kötüler tarafındaki Segai (yüzü façalı/makyajlı komutan) bile yeri geldiğinde sırf dışlandığı için Undertakers'a yardım etmeyi seçti.

    Öyle çok bariz senaryo hataları yok (çok şükür) ama pek maharetli bir senaryo olduğunu da söyleyemiyorum. Her şeye rağmen bundan sonraki sürecin bir nebze daha akıcı geçeceğini görmek hiç zor değil. Galiba Guilty Crown asıl alması gereken sürede, yani toplam 11 bölümde derdini çok daha iyi anlatabilirmiş. Serinin 12. bölümle açıldığını ve kalan bölümlerin de o kıyametten devam ettiğini düşünerek izlemek ilk 11'in çabucak unutulmasını sağlayabilir.

    5 Görüş:

    1. Sonunda animeyi izlenebilir bulmana sevindim.Önceki yorumlarını okurken benim bile içim şişti...Ama 12 bölümü -biraz büyük bir rakam olduğunu kabul etmekle beraber- shu'nun kendini inşa edişine ayırmalarını abartmanı yersiz buluyorum.Sonuçta shu sadece bir lise öğrencisi ve kendisini böyle büyük bir işin içinde bulunca (ki sonuçta girdiği grup da terörist örgütü olarak biliniyor) yaptığının doğru olup olmadığı veya kendisinin bu işin altından kalkabilecek kadar güçlü olup olmadığı ikilemi içinde kalması çok normal.Ayrıca bunu bu kadar bariz göstermeleri de büyük ihtimal önceki pasifliğini vurgulamak amaçlı.Zaten shu'nun eski kişiliği topluma vurulunca animenin ismide tam bir mana kazanmış oluyor.Ama gai'nin başrol olma fikrine itirazım yok!Bence de daha güzel olurdu o zaman anime.

      YanıtlaSil
    2. Tabii ki kocaman 3 aylık süre boyunca sadece Shu'nun fenalıklar bastıran tereddütlerini işlemediler ama diğer konular ancak mıymıntı seviyesine kadar seslerini yükseltebildi. Aralardaki gereksiz fanservice bölümler, birkaç dakikalık filler sahneler, kerhen değinilen ana konu... Bunları şimdiki sürece yaymak da hiç zor olmazdı bana kalırsa. Shu yine tereddütle yaklaşabilir, birkaç flashback ile (ki zaten bir flashback sonucunda anlatıldı) Gai-Shu ilişkisine dem vurulabilir ve şu 13. bölümdeki Deus Ex sahneler aynen kopyalanıp 1. bölüm açılışı yapılabilirdi. Eğer bu çocuğun yaşadığı ikilemi anlatmak için 12 bölüm gerekiyorsa, çok daha derinlikli bir karakter beklerdim. Bunca karakter inşasına rağmen Shu hakkında bildiklerimiz hala yetersiz. Daha fazlasını öğreneceğiz elbette ama akılda kalıcı bir kahraman yaratma treni çoktan kaçtı bence.

      YanıtlaSil
    3. Vay beş dakikada yeni anime yazdın sen de!Şimdi animeyi izlerken neden bu kadar sıkıldığını anlıyorum.Senin dediğin gibi yapsalardı 11 bölüme sığdırırlardı animeyi.Ama gel gör ki araya mıymıntı sahneler koyarak 22 bölüm yaptıklarında da anime izleniliyor.Tabi uzatırlar.
      Zaten Shu'dan başından beri bir beklentim yoktu.Bilirsin tüm shonen animelerde olur.Başkarakter ilk başta güçsüz bi velet olur sonra animenin ortalarına doğru herkesin favorisi olan harika birine dönüşür.Kalıcı kahraman treni o kadar hızlı kalkıyor olsaydı hala tüm anime sitelerinde sevilmeyen karakterlerin başını naruto çekiyor olurdu.Tabi şimdi Naruto'nun kalıcı kahramanlığı da tartışılır da ben beğenilme açısında söylüyorum.Shu da sadece bu geleneğin bir kurbanı bence.Ama Gai'i öldürmekle yanlış yaptılar birkaç bölüm daha onun üzerinde dursalardı en kral kalıcı karakter olurdu.

      YanıtlaSil
    4. Bayağı bir geç cevap verdiğim için kusura bakma.
      İşte GC'yi sev(e)meme nedenim tam da bu bahsettiğin shounen kalıplarına özenmesinden kaynaklanıyor. Halbuki GC bir shounen değil, olmamalı, yayınlandığı noitaminA kuşağı dolayısıyla olamamalı ama inatla bunu deniyor. Ezikten kahramana yapılan klişe shounen dönüşümünü gerçekleştirmek için Shu'yu kullanıyor ve hatta Shu aracılığıyla çocukların arkadaşlarını kullanıyor. İşin kötü yanı, bunca geçen zamana rağmen Shu hakkında yapılmış en büyük karakter gelişimi onun geçmişine dayandırıldı ki bu da bana çok basit bir taktik gibi geliyor.

      YanıtlaSil
    5. Senin verdiğin bu tepkiyi ben Gundam 00 da vermiştim. Hatta bu yuzden 2. sezonunu izlememiştim. Ama biraz düşününce yapımcıları da anlamak lazım. Eğer araya bu tür eklemeler yapmazlarsa animenin izleyen kitlesi sınırlanıyor. Çünkü insanlar post-apocalyptic ve mecha'ı yanyana görünce durup bir düşünüyor ''Acaba eğlenceli midir?'' diye. Sonuç olarak yapımcılar da 1979 dan beri efsane olmuş Gundam serilerinin ana temasını alıp en çok izleyici kitlesine sahip türlerden biri olan shonenle süsleyip önümüze sunuyor. Bu yöntemin klişe olduğu kesin ama yine başından beri animenin tutacağı belliydi. Tutması içinde bunu yapmak zorundalardı .Animenin kalitesini düşürmüyo mu? Evet ,bence de düşürüyor ama reyting düşüceğine kalite düşsün...Bu yüzden kaliteli animasyonun keyfini çıkarıp animenin vermeye çalıştığı mesajı alma taraftarıyım.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi