• Romeo no Aoi Sora



    Bir gün Romeo'nun yaşadığı kasabaya yüzünden pislik akan Ruini adında bir adam gelir. Ruini gittiği kasabalardaki küçük çocukları satın alıp Milan'daki baca temizleyicilerine satan bir insan tüccarıdır. Romeo'ya göz koyan Ruini çocuğu almak için elinden geleni ardına koymadan Romeo'nun ailesine baskı uygular ve sonunda amacına ulaşır. Kıt kanaat geçinen ailesine yardım etmek isteyen Romeo'nun, Milan'a ve 11 yaşındaki bir çocuğun sahip olabileceği en iyi arkadaşlarla tanışmasına varacak serüveni bu sayede başlar.

    1995 yılında yayınlanmış 33 bölümlük seri yer yer -doğal olarak- çocuksuluğa kaçacak kadar naif bir anlatıma sahip. Romeo'nun daha Milan'a varmadan tanıştığı kader arkadaşlarıyla yaşadığı maceralarda sürekli sorunlar çıkmasına rağmen bu sorunların hepsine teker teker çözümler bulunuyor. Romeo kocaman yüreğinde taşıdığı sevgiyi ve cesareti bu ufak maceralar süresince bizlerle paylaşırken anime ise ders verme şekilciliğinden uzak durarak ama yine de ince mesajlar barındırarak derdini anlatıyor.


    Tam olarak çocuksu sayılmasa da çocuklara yönelik bir üslubu benimsemiş kaliteli bir seri Romeo no Aoi Sora. Şu anda çocuk olup bu seriyi izlemek vardı, diye içinizden geçirmenize yol açıyor. Beni ne kahkahalarla güldürdü ne de gözyaşlarına boğdu ama eminim yayınlandığı dönemde izleyen çocukların eşi benzeri bulunmaz güzellikte bir sene geçirmelerini sağlamıştır.

    Büyük çoğunluğu birbirini tekrar eden günümüz yapımlarının her fırsatta temcit pilavı gibi tekrarladıkları yüzeysel kalan mesaj çeşitliliğini bu seride görmek mümkün değil ki zaten edebi bir uyarlama olan serinin incelemesinde, zamanı "doldurmalık" böylesi yapımlardan bahsetmem bile hata. Arkadaşlığın ve hatta dostluğun/kardeşliğin nasıl bir kavram olduğunu son saniyesine kadar işleyen Romeo no Aoi Sora çocuğunuza izletmek ve onunla birlikte izlemek isteyeceğiniz türden bir anime.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi