• Brave 10 - 4



    Bir kez daha çok fazla mantık aranmaması gereken, karakterlerin de pek zeki olmadıkları ama dövüşmeyi iyi bildikleri bir bölüm izletiyor Brave 10. Daha ilk bölümde kudretine şahitlik ettiğimiz Isanami'nin tokası Saizou'nun başına yeni belalar açıyor. Saizou her fırsatta dövüşmeyi benimsemiş bir orta çağ ninjası olduğu için ona göre bir problem yok, eh bize göre de çabucak akıp sonlanan bölümlerde bir sorun olmamalı.

    Evet, Isanami'nin tokasının gücüne bizzat tanıklık etmiş Saizou'nun çoktan bu gerçeği keşfetmesi ve bu manasız serüveni en baştan sonlandırması gerekirdi ama bu serideki karakterler, özellikle de Saizou biraz zeki olabilseydi ortada Brave 10 adında bir anime olamazdı. Dolayısıyla hiç yadırgamadan, iyi bir seyirlik gözüyle baktığım Brave 10'in beni asıl üzen kusurlarından bahsetmek istiyorum.

    Belli ki her bölümde o ya da bu şekilde bir dövüş peydah edilecek fakat Saizou'nun yara bere içinde kaldığı, litre litre kan akıttığı bu dövüşlerin karanlık ortamlarda gerçekleştirilmemesi gerek. Zaten gereğinden hızlı aktarılan bu dövüş sahnelerinde sarf edilen hamleleri tam anlamıyla göremediğimiz yetmiyormuş gibi bir de karanlık ortam kullanılarak detayların iyice iç edilmesi serinin o malum "seyirlik" zevkini iyice baltalıyor.

    Saizou'nun kabalık düzeyi hala eğlenceli. Isanami'nin içli ağlamalarına rağmen bez parçasını fırlatıp tamamen empati yoksunu bir cümle sarf etmesi de bu karaktere çizilen profilin kapsamında. Neyse, sonuçta henüz 10 savaşçının hepsini bile görmedik ve serideki anlatım çok düz bir formülle devam ediyor: Saizou birileriyle dövüşür (genelde Hattori Hanzo ile) ve onun yardımına koşan bir başka savaşçı grubu 10'a tamamlamaya çalışır. Böyle böyle serinin finaline kadar gideceğiz ki buna hiçbir şikayetim yok.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi