• Mirai Nikki - 9



    Sayısız senaryo çatlağını artık görmezden gelmeyi başarır bir haldeyim. Mirai Nikki geride kalan 9 haftada benim tüm beklentilerimi -eksik olmasın- katletti. Geçen hafta bahsetmekten vazgeçtiğim Yuki'nin Polyannacılığına bir de bu senaryo gediklerini ekleyelim. Ekleye, ekleye sonunda elimde bir tek Yuno kalacak gibi görünüyor.

    Onca "bariz" boşluğun, mantık hatasının arasında Mirai Nikki'nin iyi yaptığı bir iş var: Günlükçüleri iki bölümlük arclarla ayıklamak. Kadronun bu kadar geniş olması aslında benim hoşuma giden bir özellik, iyi yönetildiği takdirde de büyük bir avantaj sağladığı aşikar (bk. Baccano, Bokurano, Shiki). Gelgelelim, Mirai Nikki öyle böyle değil, gerçekten feci yönetiliyor.

    "Ayıklanan" günlükçüler hakkında ne biliyoruz? İki, hadi bilemedin maksimum üç flashback. Sempati/Antipati kurmayı geçtim, empati kurmaya yetecek kadar bile tanıtımları yapılmıyor. Ee?! Niye var o zaman bu "bölümlük canavarlar"? Anladık işte, Yuki ile Yuno "oyun sonu canavarı"na kadar bir şekilde birlikte götürecekler bu seriyi. Bu haftadan gördüğümüz -ve çok önceden anlamış olduğumuz- kadarıyla dedektif (Fourth) de idare eder bir düşman olacak. Arada tek gözlü hatun gelip fırsatı varken Yuno ile Yuki'yi öldürmeyecek ve bazı günlükçüler arasında saçma ötesi bir arkadaşlık havası estirilecek. İyice solumamız istenen bu hava da en sonunda "dostlarını yakınında, düşmanlarını bla bla bla" klişesine bağlanıp çok acayip büyük sürprizler yaşattıracak.

    Benim, methini duyduğum Mirai Nikki bu değildi ama elde avuçta kalan bu sanırım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi