• Ben-Tou - 9



    Diyorum Ben-Tou illa ki farklı olmaya çalışıyor diye, işte ilk kez "çok da" farklı olamadığı bir bölüm. Aslında fanservice beni bu seri içinde rahatsız etmiyor çünkü yavan esprilerin çok uzağında bir mizah tutturmayı başarıyorlar ama sanki o yemek savaşları bitince serinin de havası biraz indi. Yine az buçuk komik olsa da artık pek eğlenceli değil gibi.

    "Sana vursam mı?" cümlesiyle seride apayrı bir yere sahip olan Ume'ye ayrılan bölüm, kızın bildiğimiz Oshiroi saplantısından ve Satou düşmanlığından çok da farklılaşmıyor. Gerçi tek bir tokadın öncesini ve sonrasını 22 dakika boyunca izliyor ve yine de yaratılmış ince farklılıklara rastlayabiliyoruz. Misal, Satou'nun o malum yemeği yemeden önce aklımızdan yemeğin zehirli veya çok kötü bir tada sahip olabileceği geçiyor ama yapımcılar ters köşeye yatırmayı başarıyorlar. Öte yandan fanservice kısmıysa çok sıradan. İki karakter: biri "hayıııır!"cı kız, diğeri "kaçma nasıl olsa fazla uzaklaşamazsın"cı. Aksiyon olmuyor, tek artısı o.

    Yanlış bilmiyorsam geriye üç bölüm kaldı. Bir an önce süpermarkete gidip birbirlerine ağız burun dalsalar seri yeniden rayına oturacak. Herhalde kıytırıktan bir düşman daha yaratıp onun üzerinden bu savaşları canlandıracaklar. Düşman isterse market arabası olsun, yeter ki şu süpermarkete derhal gidilsin.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi