• Mirai Nikki - 7



    Canice planlar tasarlayabilen 5 yaşında bir çocuk, domates ağırlığından işkillenen bir psikopat, en güçlü rakibesini öldürmeyen bir günlükçü, yine eskiye dönen oldukça ezik bir kahraman ve bu karakteri kahraman statüsüne ulaştırmak için kondurulmuş bir öpücük. Aksiyonu da senaryo açıkları da bol bir bölüm.

    Reisuke herhalde 2 bölümlük performansına rağmen uzun süre akılda kalan bir kötü karakter olacaktır. Günde sadece 3 kez bakabildiği günlüğüne rağmen Yuno ve Yuki'ye yaşattığı azap dolu dakikalarla günlükçülerin nelere kadir olabileceklerini göstermeyi başardı. Gerçi serinin kendini tekrar eden yapısında sanıyorum ki Yuno ve Yuki'den başka kimseyi umursamamak lazım.

    Anlaşılan o ki, Yuno ve Yuki serinin sonuna dek bir arada kalmayı başarıp önlerine çıkan günlükçüleri öyle veya böyle bir şekilde mağlup edecekler. Ya Yuki bir dart fırlatacak ya da Yuno saykoya bağlayıp ortalığı kan gölüne çevirecek. İyi de bu 2D platform oyunu mantığının modası geçmemiş miydi? "Bölüm sonu canavarı" klişesi maalesef Mirai Nikki'de tam anlamıyla bölüm sonu günlükçüsüne dönüşmüş durumda. Madem günlükçüler bu kadar kolay harcanacak kadar önemsizlerdi ne diye bu kadar geniş bir kadro oluşturuldu?

    OP'den anladığım kadarıyla 12th henüz ölmedi. İlerleyen bölümlerde büyük bir sürprizmiş gibi onu da tekrar dahil edecekler, buna eminim. Minene (9th) ise dedektif Keigo'nun (4th) akıl oyunlarına kapılmış durumda. Adamın pek de öyle saftirik niyetleri olduğuna inanmıyorum. Şimdi haftaya yeni bir günlükçü, yeni bir bölüm sonu canavarı çıkar mı bilmem ama şu temposuyla Mirai Nikki'nin nasıl bir anlatım sürdüreceğini tahmin etmek hiç zor değil.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi