• Mirai Nikki - 5



    Düz yolda koşarken bile ayağı takılıp düşmeyi başaran, her fırsatta zırlayan, hala hiçbir şeyin farkında olmayan, ezik mi ezik, sefil mi sefil, acınası mı acınası Yuki... vardı ya hani? Artık baş kahraman Yuki desek mi ufaktan acaba? Neyse, bu tanımlandırma zorunluluğu için henüz bayağı erken sayılır ama en azından başkarakterde bir kıpırdanma gördüğümüze sevindiğimi söyleyebilirim.

    Başladığından beri Mirai Nikki'deki en büyük garipliğin hep birbirine yardım eden günlükçüler olduğundan bahsetmiştim. Sonunda bariz bir dalavereyle bu falsoyu da silmeyi başardı. Sonuçta 90 günlük bu ölüm oyunundan tek bir kişinin sağ çıkacağını biliyoruz, eh yani kimsenin birbirine yardım etmesine gerek yok. Oyunun kuralları gayet açık. Yalnızca Yuno'nun Yuki sevdasının nedeni belli değil ama ona da sıra gelecektir.

    Seride birçok türe ait kalıpların kullanıldığını görüyoruz. Korku, gerilim, polisiye, dram, ecchi ve hatta hentai. Hentai'den kastım falcının geçmişindeki sahneler değil, Yuki'ye verdiği o ıslak öpücük. Fakat Mirai Nikki bu tür kalıpların kullanımında iyi bir denge tutturmuş durumda. Saydığım türlerin hiçbirinden fanservice malzemesi çıkartmıyor, sadece ağzımıza bir parmak bal çalıp hemen uzaklaşıyor. Bu üslubu göklere çıkarmanın bir alemi yok ama gayet başarılı bir taktik olduğunu da belirtmek şart.

    Bölümden çıkarılacak tek ders, bu serideki hiçbir karakterin güvenilir olmadığı. Dedektifin sondaki manidar hareketlerinden de anlaşılacağı üzere bundan böyle (Yuki de dahil) kimsenin asıl niyetini kestirmek kolay olmayacaktır. Omurgasını gizem türünden yaratmış bir seri için bundan daha avantajlı bir durum olabilir mi.

    4 Görüş:

    1. İlginç bir anime oldu Mirai Nikki. Kesinlikle keyif verici. Kolların kesildiği, gözlerin çıkartıldığı bir bölüme power rangers manyağı bir karakteri sıkıştırmak herkesin harcı olmasa gerek. Sanki tarz olarak Deadman Wonderland ile Level E'yi bir araya getirmeye çalışmışlar gibi geliyor. Benzetmelere başlamışken 9th, Black Lagoon'dan Roberta'ya, Yuno-Yuki ikilisini Yakumo-Haruka'ya (Shinrei Tantei Yakumo) benzettim. Polis'i de bir yerden gözüm ısırıyor ama tam olarak çıkaramadım :)

      Death Note'u izlediğim ilk anı hatırlıyorum da, o tadı bir daha hiç yakalayamadım. Farklı tat aldıklarım elbette oldu ama, Death Note'un animeye başladığım ilk dönemlere denk gelmesinden midir bilinmez, bir türlü olmadı.

      YanıtlaSil
    2. :) Yuno herhalde Haruka'nın birkaç paralel bir evrenindeki versiyonu olabilir ama Roberta benzetmesi bence cuk oturmuş. Tabii 9th ilerde saykoya bağlar mı bilemem.

      Death Note'un bence en büyük avantajı birbirini tamamlayan sadece iki başkarakter ile derdini rahatlıkla anlatabilmesiydi. Mirai Nikki'de haliyle öyle bir durum henüz yok. Sanki Yuno ve yancısı Yuki gibi sürüyor...du diyebiliriz belki bu bölümden sonra.

      YanıtlaSil
    3. Henüz 5. bölümü izlemedim ama benzetmelere ben de dahil olayım istedim.

      Yuno gerek bir an masum bir an psikopat halleriyle olsun, gerekse dış görünüşü ve tavırlarıyla olsun birebir Elfen Lied'dan Lucy'dir. Artık buna kibarca çağrışım mı desem ne desem bilemedim.

      Yüksek beklentinin bende bıraktığı çöküntü sebebiyle her yorumumda yerden yere vuruyormuş gibi oluyorum şu diziyi, ama...

      YanıtlaSil
    4. Lucy'de bir bezginlik, "ya şimdi işin yoksa katliam yap" sıkkınlığı vardı ama. Yuno ise sanki insan biçmekten keyif alıyor ya da bu cinayetleri bir zorunluluk gibi görmüyor.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi