• Freedom - 03



    Geçen bölümde Takeru ve Kazuma’yı, Eden’ın dışında Komite’nin (Eden yönetimi ) güçlerinden kaçarken bırakmıştık. Bıraktığımız yerden başlayan bölümde ikili peşlerinde olan bir çuval robot tarafından tam da sıkıştırılmışlardı ki olaya Alan müdahale eder ve yönlendirmeleri sayesinde ikilinin peşindekilerden kurtulmalarını sağlar.

    Komite, Takeru ve diğerlerinin yerini bulmakta gecikmez. Bulmamasına da olanak yok zaten. Bileklikler ve kameralar sayesinde komiteye yamuk yapanın Eden’da fazla şansı yoktur. Buldukları mesajların nereden geldiğini tahmin eden grubumuz hem Eden’da komiteden kaçış olmamasından hem de komitenin yalanlarını ortaya dökmek amacıyla mesajın geldiği diyara gitmeye karar verir. Bunun için eski bir üstte bulunan uzay mekiğine ulaşmaları gerekmektedir.

    Alan; akil adam rolüyle Takeru va kankalarına yol göstererek, Taira ve çetesi de üçlünün komiteden kaçmasına yardım ederek bu bölüme damgalarını vuruyorlar. Alan ve Taira bu yardımların bedeli bir şekilde ödüyor tabii ki. Kazuma, bütün bu olanların arkasındaki büyük resme odaklanırken, şıpsevdi baş karakterimiz Takeru’nun motivasyon gücü hala resimdeki kızdan gelmektedir. Bismarck’a gelirsek elinde olsa bir mezar kazıp içine girecek kadar korkak bir görüntü sergileyerek bu adamdan bir cacık olmaz deyimini yaşatmaya devam etti. Bölüm başındaki kovalamaca sonuna kadar devam ederek bölümün temposunun düşmesine izin vermedi. Seri, bir uyanış ve başkaldırış hikayesini ilk üç bölüm itibariyle çok iyi işledi. Umarım sonunu da güzel getirirler.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi