• Mawaru Penguin Drum - 18



    Hadi ilk bölüme geri dönelim çünkü en azından birkaç bilinmezle ilgili nihayet teorilerim var. Yanlış hatırlamıyorsam sokaktan geçen bir çocuk, yanındaki arkadaşına şunları söylüyordu: "Elma, sevgiyi (ikinci bölümde aşk yazmışım ama sevgiymiş) her şeyin üstünde tutanlara verilen bir hediyedir. Elma, kainatın ta kendisidir" Şimdi bu tuhaf tanımlama üzerinden Momoka'nın neyi temsil ettiğine bakalım.

    Bu bölümle birlikte artık emin olduğum bir Penguen gerçeği var: Momoka = Sevgi. Bu kanıya da hayatlarını değiştirdiği Yuri ve Tabuki üzerinden varıyorum. Her iki karakterin de çocuklukları ebeveyn konusunda benzerlikler gösteriyor. İkisinin de sanat düşkünü ana, babaları var ve her ikisi de sevgisizlik sonucu büyük travmalar atlatmış. İkisini de kurtaran Momoka olmuş. Yuri'yi ruh hastası babasından kurtarırken alev alan Momoka, bu kez Tabuki'yi kurtarmak için yalnızca elinin yanmasına izin veriyor. Çok anormal ve biraz da komikleştirilmiş "çocuk doğrama tesisi" neyin metaforu tam çıkaramadım ama Tabuki'yi kurtarmak için Momoka'nın günlüğü kullandığına eminim.

    Ters kalpli süveteriyle Momoka'nın saf sevgiyi temsil ettiği artık bir gerçek. Onun öldürülmesi de haliyle Tabuki ve Yuri'nin zıvanadan çıkmalarına neden oldu. Gözünü öç alma hırsı bürümüş bu iki insanın, Momoka'yı öldüren saldırının faturasını birilerine kesmesi gerekiyor. Somutsal nedeni zaten biliyordum ama her ikisinin de çocukların peşinde olmalarının soyutsal nedeninin, bu sevginin ellerinden söküp alınması olduğuna yeni aydım.

    Şimdi Kanba'nın hangi yollardan para bulduğunu da öğrendiğimize göre Baba Takakura'nın muhtemel gelişi yangına körükle gitmek olur. İyi de olur, hoş da olur. Bir de şu meşhur Penguendrum'ın yazının başındaki "elma" olduğunu açıklasalar tadından yenmez.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi