• Freedom - 07





    Son bölüme nihayet geldik. Aslında gelmesek daha iyi olurdu. Keşke birkaç filler bölüm ile o atmosferi biraz daha soluyabilseydik. Böyle oturaklı ve güzel hikayesi olan seriler her zaman nasip olmuyor.

    Son bölümü kısaca özetlersem bir önceki bölümde bir roketle Eden’a doğru yola koyulan Takeru ve Ao tahmin edilebileceği gibi çiçeklerle karşılanmadılar. Hatta daha Eden’a ayak basmadan yakalanarak direk hücreye kondular. İki buçuk yıl önce Eden’da bıraktığımız karakterlerden Takeru’nun kankası Kazuma tam bir sistem adamı olmuş ve Yönetime karşı isyan bayrağı açmış olan Taira ve çetesini takip etmekle uğraşmaktadır. Taira ve çetesi Takeru’nun geri geldiğini öğrenince Alan’ı da yanlarına alarak mücadeleye başlarlar…

    Öncelikle serinin son canı dopingli bir canmış bunu öğrendim. Diğer altı bölüm yaklaşık yirmi ikişer dakikadan oluşurken son bölüm kırk beş dakikalık bir süreye sahipti. Doğal olarak sinema tadı veren son bölüm gerekli açıklamaları yaparak karnımızı doyurdu ve tatmin olmamı sağladı. Yılanın başını son bölümde görebildik. Yılan demek biraz haksızlık olacak çünkü kötü karakterimizin (!) sorgulama yapmak ve nutuk atmaktan başka bir marifetini göremedik. Onun bu konudaki boşluğunu Kazuma doldurunca “vay sen ne yamuk adammışsın!” nidalarını kazanmayı hak etmiş oldu. Serinin “Freedom” ile neyi kastettiğini de son bölüm itibariyle (geç olsun ama güç olmasın diyerekten )öğrenmiş oldum.

    Bu seri için söyleyebileceğim son söz ise anlatmak istedikleri ve anlatma tarzıyla izlemeye değer bir yapım olduğudur.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi