• Un-Go - 1



    Seriden ortalamanın üstünde beklentilerim olduğunu düşününce ilk bölümün biraz hayal kırıklığı yarattığını söyleyebilirim. En büyük şikayetim yaratılan polisiye atmosferin sade, basit ve yavan kalması. Hem yeterli düzeyde altyapı oluşturulmamış hem de cinayetin çözüm aşaması ve Inga'nın bir anda peydah oluşu son derece hızlı geçiştirilmiş. Dolayısıyla bölümdeki anlatımı kabullenmek normalden biraz daha zorlaştırılmış. Her ne kadar gizem çabucak dağılmış olsa da seriye hakim genel bir girift yapıdan bahsetmek mümkün. Dedektif Yuuki ile yardımcısı Inga'nın geçmişlerinde belli ki eşelenmeyi bekleyen daha derin bir hikaye yatıyor ve bunu yapacak olan da stereotip bir karakter görevi gören Rie Kaishou (bölümdeki ana yan karakter olan hatun) olacakmış gibi görünüyor.

    Karakterleri ve Un-Go dünyasını tanıtmak için dizayn edildiği her halinden belli olan cinayetin bu kadar çabuk aydınlanması üzücü. Yine de seriyi taşıyacak daha büyük bir gizemi müjdelemesi ilerisi için umut veriyor. Her şeyden önce Yuuki'nin daha önce "öldüğünden", en azından böyle bir ihtimalin varlığından haberdarız ki bu noktada büyük ihtimalle Inga devreye giriyor. Yakın tarihli savaş, Yuuki ile Rie'nin babası (Kaishou Rinroku) arasındaki kötü polis-iyi polis benzeri ilişki (mağlup dedektif/güvenlik iftiharı), Inga'nın özel güçleri... kalan 10 hafta boyunca karmaşık bir hikayenin habercisi gibi.

    Alelade bir bölüm olarak zayıf kalsa da karakterleri ve atmosferi yansıtmak için fena sayılmayan bir ilk bölümdü. No.6'dan sonra Bones'un yeniden stilize bir animasyon kullandığını görmek güzel. OP ve özellikle ED çok hoşuma gitti. Her bölümü yekpare olaylara harcama gafletine düşmezlerse seriden vasat üstü bir anime çıkabilir, daha fazlasını beklemek biraz iyimserlik olacak galiba.

    1 Görüş:

    1. Seriden benim de beklentim yüksekti. Fakat ilk bölümden umduğumu bulamadım. Sanırım iki-üç bölüm askıya alıp yazılarını okuduktan sonra izleyip izlemememe kararını vereceğim.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi