• Persona 4 The Animation - 2



    Aslında bir yandan popüler bir oyundan uyarlanması ilgimi çekiyor ama öte yandan popüler bir oyundan uyarlandığı için kendimi dışlanmış hissediyorum. Animasyon ve müzikler yine gayet iyi ama tempo ve anlatım yine benim için çok hızlı. Bir de şu isimler, isimler konusu var. 2 bölümde toplam 281 isim zikredildi sanırım. Elbette abartıyorum ama daha adını, sanını bilmediğim karakterlerin ölmeleri ve buradan da mevcut karakterlere gelişim çıkarılması sinirime dokunuyor.

    Ayrıca süper sinir bozucu bir haber daha okudum. Çizerlere dayılanmak nedir allasen?! Hangi akla hizmet bu kadar gaza gelirsin, amacın ne, neyin peşindesin?! Zaten yılda kazandığıyla Japonya şartlarına göre orta direğe bile zar zor kapak atan insanlar bunlar, bir de kıçı kırık bir anime için adamları sindirmek nedir?! İzleyeceğim varsa bile bu saatten sonra bloglamakla uğraşmayacağım. Es kaza benim bu zavallı animasyon yönetmenlerinin çalıştıkları animenin Türkiye'de duyulmasına faydam olmasın.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi