• Mirai Nikki - 3



    Mirai Nikki bir kez daha standart anlatı tarzının dışına çıkmaya çalışıyor. Bunu çok iyi yaptığını düşünmüyorum ama hiç değilse "bir farklılık" aradığını görmek güzel. Aynı bölüm içinde senaryo gelişimi, yeni karakter dahli, bir miktar fanservice ve gelecek haftaya büyük bir ara pası serpiştirilmiş. Çorba olmaya çok müsait bu yapının elde patlamamasının nedeni heterojen bir bütünlük oluşturulması. Yani bu bölümdeki onca yeniliğin arasında net bir bağ kurmak şimdilik mümkün değil.

    Ninth'ın geçmişine dair çok kısa kalan sahneleri böyle bırakmayacaklarını umuyorum. Karakter gelişimini bu kadar minimize edecekleri yan karakterlerin seriye hiçbir getirisi olmayacağı gibi götürecekleri de Mirai Nikki'ye zarar verecektir. Herhalde Yuki ve Yuno haricinde kalan günlükçüler önümüzdeki 6 aylık dönemde kendilerine ait sürelere kavuşacaklardır.

    Nihayetinde Yuki'nin izlemekten hiç hoşlanmadığım bir anti-kahraman portresi çizmesine takılmazsam Yuno'nun bu sezon ayıla bayıla izlediğim yegane karakter olacağını daha şimdiden rahatlıkla söyleyebilirim. "İyi geceler Yukki..." nasıl bir psikopatlık tezahürüdür öyle! Evindeki kapalı odadan çıkan cesetlerin kime ait olduklarını henüz bilmiyorum ama bir ihtimal ailesi olduğuna yormak mümkün. Bu sahneyi serinin açılış sahnesiyle yorumlayanlar olsa da yeni baştan dönüp o sahneyi izlemek yerine zaman içinde deneyimlemeyi tercih edeceğim. Sonuçta o kapının açılması Deus'un kirişlerini bile yerinden oynattı.

    Yuno'nun Yuki'nin dibinden ayrılmayışının tek nedeni herhalde bölüm içinde bize gösterilen evlilik geyiği değildir. Zaten Yuno başlı başına serinin en büyük gizemi bana kalırsa. Niye evinde cesetler var? Niye bu kadar rahatlıkla cinayet işleyebiliyor? Neden o kapının açılması tüm günlükleri... geleceği değiştirdi? Erkenden büyük bir gelişmeye gitmeleri, genelini zayıf bulduğum bölümü kurtaran esaslı bir hamleydi. Artık cevaplanmayı bekleyen çok büyük bir sorumuz var. Umarım hemen gelecek bölümde yanıtını vermezler.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi