• Ben-Tou - Digimon Xros Wars 2 - Sekaiichi Hatsukoi 2 - Shakugan no Shana 3 - Working 2




    Yeni sezonda başlayan animelerin ilk bölümlerini izledikten sonra hangilerini takip edeceğime dair izlenimlerimin yer aldığı yazıda gerçek anlamda bir yemek savaşı Ben-Tou, çocuk kuşağından Digimon Xros Wars 2, takip sezonuyla Sekaiichi Hatsukoi 2, son sezonuyla hayranlarını sevindiren aksiyon/dram Shakugan no Shana 3 ve bir diğer devam projesi Working 2 serilerine yer veriyorum.

    Ben-Tou

    Yoksul bir lise öğrencisi olan Satou You'nun etrafında şekillenen hikayede Satou bir gün süpermarkete gider ve yarı fiyatına satılan bir bento (paket yemek) görür. Tam alacağı sırada kendini sere serpe yerde bulur. Satou yarı fiyatına inmiş yemek için amansız ve vahşi bir süpermarket savaşının ortasında kalmıştır.

    Harika! Her karakter ayrı bir manyak, ortam inanılmaz derecede absürt, geçişlerde kırılan chopstick detayı muhteşem, bölüm içi müzikler nefis, başroldeki Satou'nun seslendirme sanatçısı Shimono Hiro'nun performansı kendine özel tasarlanmış sahnelerle muazzam bir seviyede. Fragman bende bir beklenti yaratmıştı ama bu kadar manyaklığı beklemiyordum. Öyle ahım şahım bir animasyon yok belki ama aksiyon sahnelerine bile büyük özen gösterilmiş. Her tarafta seri için ecchi etiketi yapıştırılmış ama ilk bölümde öyle bir sahne görmedim. Gerçi 12 bölüm sürecek bu anime için "eğlenceli" etiketinden fazlasına gerek yok bana kalırsa. 2. bölümden sonra nasıl yazacağıma karar veririm ama haftalık olmasa bile inceleme şimdiden garanti.


    Digimon Xros Wars 2

    Yani... eeeh... Digimon işte. Hem de 2. sezonu.

    Sekaiichi Hatsukoi 2

    Aşık olmamaya yemin etmiş Onodera Ritsu istifa edip bir yayımcılık şirketine geçiş yapar fakat burada da aşk hikayeleri yayımlayan shoujo departmanına verilir. Şimdiki zalim ve kibirli şefinin, Ritsu’nun ilk aşkı olduğu ortaya çıkınca asıl kıyamet kopar.

    İlk sezonu da 2-3 bölüm izledikten sonra bırakmıştım, bu sezona da aynısını uygulamakta bir sakınca görmüyorum: Hem ilk sezonu sonuna kadar izlemediğim için hem de bir kez daha Bakuman ile çakıştığı için. Normalde manga stüdyolarıyla ilgili hiç denecek kadar az anime yapılır, yapıldı mı da ikisini aynı sezona koyarlar.

    Shakugan no Shana 3

    Bir lise öğrencisi olan Sakai Yuuji ölmüştür. Ölmeden önce, insanların mavi alevlerin içine çekilmelerine ve bir canavar tarafından yutulmalarına şahit olmuştur. Canavar tarafından tam yok edileceği esnada kılıcını sallayarak gelen bir kız tarafından kurtarılır. Başka bir dünyadan gelen yaratıkları avlayan bu kız kendine "Flame Haze" demektedir.

    Stüdyo J.C. Staff. Başka söze gerek yok aslında ama yönetmen de Hidan No Aria ve Freezing'in yönetmeni. Katmerli felaket kısacası. Hayranları için muhteşem bir haber olabilir ama bundan önceki 2 sezonu izlememiş ve bu saatten sonra izlemeyi de düşünmeyen biri olarak paragraf başına vurgu yapıp pas geçiyorum.

    Working 2

    Bu seriye neden bir türlü kanımın ısınamadığını anladım. O kadar çok konuşma ve o kadar donuk bir atmosfer var ki 22 dakika bana 62 dakikaymış gibi geliyor. Sürekli kaç dakika kaldığını kontrol etme ihtiyacı hissediyorum. Haliyle de esprilere gülemiyorum, gülmüyorum. Kötü bir seri diyemem elbette ama bana hitap etmediği kesin. Denedik, olmadı.

    1 Görüş:

    1. İlk bölüm birşey diyemedim ama 2. bölümle beraber ben-to çıtayı düşürmezse sezona beklenmedik güzelliğini katacak. Şu an bana göre sezonun en iyilerine aday.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi