• NO.6 - 8-9



    Geçen hafta iyi ki hiçbir şey yazmamışım. Böylece bu hafta bir paragrafı dolduracak kadar malzeme çıkmış oldu (!). 100-150 metre ötesinde bombalar patlarken sakince tezgahında oturan manavın, sıra kendisine geldiğinde çok şaşırarak havaya uçması beni de şaşırttı. Açıkçası kendi mekanına saldırıldığında da bunu soğuk kanlılıkla karşılamasını beklerdim. Bu ve bunun benzeri fahiş senaryo hatalarını artık kanıksadığım NO.6 sezonun en büyük fiyaskolarından biri olmayı sürdürüyor. Bones ve noitaminA iş birliğinden kesinlikle daha iyi bir seri beklerdim fakat onlar her hafta daha da rezil bir çıta yakalamayı başarıyorlar. Shion ve Nezumi'nin Safu'yu kurtarma planı son 2 haftaya kaldı ama şu tempoya bakarsak belki çoktan kurtarmışlardır da haftaya 35 saniyelik falan bir flashback ile gösterirler.

    1 Görüş:

    1. Russell'ın bir sözü vardır: "Ne kadar az bilirseniz, onu o kadar şiddetle savunursunuz" diye. No.6'yı eleştirmeni homofobiyle bağdaştıran bazı tuhaf arkadaşlar olmuş. Gördüğümde çok şaşırdım doğrusu. Belli ki bu arkadaşların kelime haznesine "homofobi" yeni girmiş ve gördükleri her şeyi bununla bağdaştırıyorlar. Başta da dediğim gibi sınırlı bilgiden kaynaklı mevzular bunlar. Çünkü başka türlü bu kelimeyle yazılarının aynı kefede tutulması imkansız. :)

      Doğrusu No.6 cidden olmamış bir yapım. Haa, shounen ai'ye, bishounen'e ve benzerlerine laf atmak için bunu söylüyor diyenlere, önce gidip bu türlerin adam akıllı ciddi yapımlarını izlemelerini öneririm. Öyle iki üç tane de değil bu yapımların sayısı, içlerinden herhangi birini seçmeniz mümkün. Sonrasında zaten bu seri sizin de gözünüzde ufalacaktır. Haa, ufaldığında dikkatli olun sizi de alakasız yerlerden bildikleri dahilinde eleştirmesinler. :) Hay ne diyeyim bilemedim, homofobi ve şu yazı... :D

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi