• Hanasaku Iroha - 26



    Beklenen, daha doğrusu umulan bir kapanış. Yol hikayeleri için çok alışıldık bir yöntemi, herkesin kendi yoluna gitmesini aynen uyguladıklarına sevindim. En nihayetinde Ohana'nın ilerleyişini anlatan Hanasaku Iroha da tek mekanda geçmesine rağmen bir yol hikayesi olarak görülebilir. İki haftadır acele davranıp serinin derinleşmesine izin vermeyen P.A. Works son hamlesiyle 10. yılındaki doğum günü pastasına hak ettiği ambalajı sunmayı başardı bana kalırsa.

    Gri balıkçılın kasabayı terk etmesi gibi Ohana'nın da Kissuiso'dan "bir süreliğine" uzaklaşması harika bir benzetme olarak düşünülmüş. Serinin tam çevirisi "Serpilmenin Abecesi" bu sahneyle vücut kazanmış ve Ohana'nın otelde geçirdiği 1 seneye yakın dönemi de kozaya benzetip son kareyi bir kelebekle bağlamışlar. Simgeselliği ön plana çıkartan, gerçekten özlediğim türde detaylar.

    Net bir mutlu sondan bahsedilemez ki bence yapımcıların işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını buradan görmek de mümkün. Ko-Ohana dahil olmak üzere mümkün mertebe zorlama bağlamalardan kaçarak her karakterin kendi kaderini çizmesine olanak tanınmış. Müdire Hanım ile Satsuki arasındaki ilişki bile bozulmamış, yalnızca anlayış değiştirilmiş. Satsuki'nin nefret ettiği bir anne figürüne ihtiyacı var, oysa annesinden nefret etmiyor. Aynı şekilde Ko ile Ohana her zamanki yanlış yer ve yanlış zamandalar ama artık ikisi de birbirlerine aşkı ilan etmiş durumdalar.

    Bu seri kaliteli bir kapanışı hak ediyordu, onu da aldı. 1. bölümün ilk sahnesiyle kapanış bölümünde Ohana'nın evden çıktığı sahne zoraki olarak bir döngüye işaret etse de arada yaşananlardı bize gereken. Hem zaten ne Ohana ilk bölümdeki Ohana artık ne de sıkıcı gelen Tokyo manzarası aynı manzara. O manzaradaki içine kapalı kozadan beyaz bir kelebek çıktı bile.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi