• Hanasaku Iroha - 25



    Tempo da tempo! Şu ana kadar gayet iyi getirilen seride geçen hafta yaratılan gerilim bu hafta sonlanıyor ve doğal olarak da izlerken belirgin bir tuhaflık hissediliyor. İşlerin aceleye getirildiği çok bariz göze çarpıyor. Ohana ile Müdire Hanım'a karşı tek vücut olan diğer çalışanlar bölüm içinde bu ikiliye hem tavır koyuyor hem de aralarına kabul ediyor. Bu çarçabuk toplanmış anlatımı görmezden gelirsek bölüm içinde gayet iyi sahneler izlemek de mümkün ama öylesine hızlı bir senaryoya tanık oluyoruz ki şu anda serinin ekstra 1 bölüme daha ihtiyacı bulunmakta. Yapımcılar maalesef kendi kazdıkları çukura düştüler.

    Satsuki'nin bir anda belirmesi, Minko'nun fena halde abartılmış öfkesi, Enishi'nin artık baygınlık getiren çocuklukları, Müdire Hanım'ın bir konuşmaya kulak misafiri olmasıyla aniden değişmesi falan gibi detaylarla bölümün yalnızca kapanışa hizmet ettiği bizlere söyleniyor. Bundan önceki 24 haftanın ince eleyip sık dokumaya çalışan yapısı aynı Ohana gibi bir anda dışlanıyor.

    Aslında bölüm boyunca anlatılanlar, Tohru'nun Ohana'ya dediği gibi Kissuiso'daki herkesin değiştiğini gösterme amacında fakat bunun ne yeri ne de zamanı. Finalin bir önceki haftasında bu insanların değişmesi serinin şimdiye kadarki çabalarını boşa çıkarıyor. Bu değişimin gökten zembille inermiş gibi bir anda herkese sirayet etmesi en başta bahsettiğim tempoya yansıyor. Anlıyorum, yapımcıların finale sakladıkları bazı sürprizleri var lakin bunu bu kadar kör göze parmak şeklinde yapınca serinin değeri ister istemez azalıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi