• Usagi Drop - 7



    Daikichi ile Rin'in bu hafta davetsiz misafirleri var. Açılış haftasında çok ses çıkardığı için ufak da olsa antipatimi kazanmış Reina ile annesi Haruko çatkapı bölüme dahil oluyorlar ve bana bir kez daha bu seride kimse için erken karar vermemem gerektiğini hatırlatıyorlar. Usagi Drop belki hep aynı temalar etrafında dönüyormuş gibi görünebilir ama o temalara getirdiği bakış açıları asla sabit kalmıyor. Çok naif bir tempoda, sade bir anlatımla ilerleyen serinin yarattığı dinamizm de bu üslubundan kaynaklanıyor.

    Rin'in hayatına girmesiyle Daikichi'nin kendini konumlandırma mücadelesi devam ediyor. Rin'e önce abilik, sonra velilik, ebeveynlik, babalık etmeye çalışan Daikichi aslında hala bir arayış içinde. Kouki'nin annesinden hoşlanan Daikichi, evliliği çatırdayan kuzeni Haruko sayesinde bu hafta da evlilik kurumunda kendine yer arıyor. Elbette ki serinin kendine has mizah öğeleri müthiş eğlenceli bir seyirlik sunuyor. Lakin yine karakter gelişimleri sürdürülüyor, yine gelecek haftalara malzeme bırakılıyor. Artık alıştım, Usagi Drop bunu hep yapıyor.

    Kahvaltı sofrasında üç bacaksızın Daikichi ile Haruko'yu adeta tuş etmeleri muazzam. Yetişkinleri anlayamadıklarını söyleyen çocukların aslında ne kadar zeki olduklarını gösteren nadide bir sekans yaratmış yapımcılar. Reina'nın her şeyin farkında olmasına rağmen "neşeli" pozunu sürekli takınması, Kouki'nin bir anlık dehşete düşerek Daikichi'nin evlenme ihtimaline verdiği tepki ve Rin'in dönüş yolunda ışıkların açık olduğu bir ev bulması karakter gelişimleri için gerçekten o kadar yerinde hamleler ki... Emin adımlarla ilerleyen seri her hafta üstüne koyarak gelişiyor. Geliştikçe büyüyor, büyüdükçe daha eğlenceli bir hal alıyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi