• Usagi Drop - 3


    Usagi DropUsagi Drop
    Usagi DropUsagi Drop

    Daikichi'nin bir ebeveyn olarak sorumluluklarını keşfettiği başka bir bölüm daha. Her geçen gün edindiği yeni deneyimlerin yanında bir de Rin’in annesini bulma görevi bulunmakta. Daikichi, hiçbir haber vermeden sırra kadem basan anneyi bulmaya çalışarak doğruyu yapıyor. Her zamanki şirinliğinden hiçbir şey kaybetmeyen Rin ile kariyerini bile feda etmeye hazır Daikichi arasındaki ilişki geliştirilirken Rin'in geçmişine dair bazı yaralar da yeniden açılıyor.

    "Ölüm" kavramıyla çok küçük yaşta tanışmış olan Rin haliyle bu kavramdan çok korkuyor. Sonuçta babasının ölümüyle annesini de kaybetmiş. Gerçi Rin'in annesinin kim olduğundan pek haberi yok ama biyolojik annesi olan hizmetçiden nefret ediyor. Aralarında ne geçtiğini bilmesek de Daikichi'nin azimli uğraşları neticesinde öğreneceğimiz kesin.

    Bölümün kahramanı Daikichi ise "Nasıl çocuk yetiştirilir" dersini adeta hatim ediyor. İş yerindeki bir arkadaşından fikir alıyor, Rin ile birlikte ailesinin yanına gidip ipuçları arıyor, kariyerinden çok büyük bir fedakarlık yapıyor. Bir süre tereddüt etse de kendi annesinin onu yetiştirmek için nelerden feragat ettiğini öğrenince kesin kararını veriyor. Gecenin köründe uyanıp Rin'i yanında göremediğinde paniğe kapılıyor, kızın altına yapmasına olgunlukla yaklaşıyor. Benim bu seride en net özümsediğim fikir, Rin büyürken Daikichi olgunlaşıyor.

    Usagi Drop ayakları yere çok sağlam basan bir anime. Karakterler yapmacıklıktan çok uzak, senaryo alabildiğine gerçekçi, yaratılan mizah sade, drama ise yumuşacık. Mükemmel bir anime -henüz- değil ama şu kısacık sürede tek yaptığı doğru adımlar atmak. Dilerim hep böyle devam eder.

    1 Görüş:

    1. çok beğenerek izliyorum bu seriyi çok güzel anlatmışsınız 2011 in en iyi animesi bence usagi drop rinin sevimliliği ise harika

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi