• Gosick - 24



    Çocuk oyunu gibi bir anime! Çok ciddiyim, karşıdakini bu kadar salak yerine koymaya çalışan ve bir de bunu beceremeyen anime bulmak zordur. Kujo iki bölüm önce yanında oturan adamlara rağmen arabadan çıkınca beni gülme krizine sokmuştu. "Bu hafta final haftası, herhalde buna benzer bir saçmalıkla karşılaşmam" diye düşünürken bir değil, iki değil tam üç süper saçmalık çıktı!. Galiba ilk bölümlerdeki polisiye anlatım, yapımcıların hedeflediği kitle tarafından eleştiri toplamış olacak ki resmen... Ya neyse, bana ne artık! Bitti de kurtuldum.

    Bence polisiye türünde olmasına rağmen bu diziye ait spoiler vermek bir rahatsızlık oluşturmaz çünkü zaten son 15-16 bölümdür gizemden eser yok. Şimdi Brian Roscoe biraderlerden Victorique'i kurtaranı, aniden gaza gelir ve kızımızı öldürmeye çalışır. Gözü dönmüş vaziyette uçurumun kenarında V ile didişir, onu aşağı atmak üzereyken nedendir bilinmez kendisi uçurumdan aşağı düşer. Kısmet, nasip tabii bu işler. Neyse, bu da olabilir diye düşünüyorsanız iki dakika sonra Brian'ı görene kadar beklemeniz gerekir. Adam alt tarafı (!) uçurumdan düştüğü için biraz üstü başı kanlanmıştır ama daha birkaç gün yaşar. Sorun yok, herkes sakin olsun çünkü henüz bununla da kalmayan yapımcıların bir muhteşem sürprizleri daha bulunmaktadır.

    Dünya savaşı çıkar, Kujo'nun birliği bombalanır falan. Sonra Kujo cephede savaşırken bacaklarını kaybettiğine dair bir sahne izleriz. Tam bu sefer işler ciddileşecek, biraz daha cesur adımlar atacaklar derken yapımcılar finalde uygulanabilecek en kıytırık kapanışı yaparlar: Kujo'nun ayaklar sağlamdır. Aslanım benim, giderayak Victoricaaaa! diye bağırmadan duramaz. Kulakların pasını alır, sinirleri depreştirir. "Keşke geberseydin Kujo" diye iç geçirtir. Kısmet, nasip tabii bu işler de.

    Aslında bölümün takip ettiği kronolojik sırayla anlatmadım ama Gosick'in gizemdi, hafiyecilikti, polisiyeydi falan gibi boyunu çok aşan işlere el attığı zamanlarda beceremediği ve hala inatla devam ettirdiği son bomba en çok hoşuma gideni oldu. Gemide 15 yaşlarında, upuzun sarı saçları olan bir kız aranmaktadır. Polis gelir ve V'nin kafasındakini çıkardığında korkudan beyazlamış saçlarla karşılaşır. Polis de bizler gibi gerizekalı olduğundan saç rengi hariç her şeyiyle tanıma uyan V'nin, aradığı kişi olduğunu anlayamaz. Kısmet, nasip tabii herkes zeki doğmuyor.

    Tam anlamıyla 0-12 yaş aralığına hitap eden ama onlarda bile zeka geriliğine yol açabilecek Gosick'i mazoşistler hariç kimselere tavsiye etmem. Yalnız eğer mazoşistseniz ilk üç bölümü atlayıp izlemeye başlayın, dişe dokunur bölümler sadece onlardı.

    4 Görüş:

    1. Daha GoSick başlamadan, geçtiği dönem, konu ve Victorique 3lüsü ilgimi çekmişti ve başlamıştım. Yalnız 9. 10. bölümden sonra sadece bitirmek için izlediğim sezonunun en büyük faili herhalde. Geçmiş olsun :D
      Bence onca vakit ayırıp bu kadar uzun bir görüş yazmanız bile zaman kaybı. Şahsen görüşlerinizi her zaman beğenerek okusamda GoSick es geçtiğim ilk animedir.

      YanıtlaSil
    2. Bir yerden sonra sadece haftanın sinirini ve stresini atmak için izledim ben de. Arada bir içimden gelebileceğim bir animenin eksikliğini hissediyorum. Önceki sezon Yumekui Merry ve Kore wa Zombie vardı. Bu sezon Gosick çok iyi karşıladı bu ihtiyacımı. Yaz sezonunda böyle seriler seçmeyeceğim gerçi. Biraz daha eskilerle ilgilenmek istiyorum.

      YanıtlaSil
    3. kesinlikle katılmıyorum. yazın beni korku-gizemden başka anime kesmez ve gosick bunu çok iyi veriyor.izlerken agatha christie romanı okur gibi bir tat alıyorsunuz. dedektif serileri sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir anime, ilk bölümden tutsak ediyor insanı, iyi seyirler.

      YanıtlaSil
    4. Walan izlediğim en kötü 3. anime. Bitsede gitsek havasındaydım. Gomda time jump-time jump zorla bitirdim. İlk 3 bölümü dışında işkence.

      YanıtlaSil

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi