• Ao no Exorcist 7-12



    Şu 6 bölümlük periyotta 2 filler, 3 bölümlük tek arc, son olarak da bağımsız ama asıl senaryoya destek çıkan tek bölüm yayınlandı. Filler bölümlerden (10-11) fazla bahsetmeye gerek yok. Rin bir kedi buldu, meğersem Peder'in mirasıymış da kimse bilmiyormuş. Bir de küçük çocuğa yardım etti, meğersem babası denizde yolunu kaybetmiş de geri dönemiyormuş. İzlerken sıkmıyor da izlemesem de olurdu.

    3 bölümlük tek arc (7-8-9) ise Rin'in başına epey işler açtı. Sınıf arkadaşlarının ziyareti sırasında ortaya çıkan bir iblis yüzünden henüz "Şeytan Çıkarma 101" seviyesindeki öğrencileri bayağı korkuttu. Çok belirgin kaşlı ve çok belirgin şımarık olan kızın bastığı havalara rağmen yine durumu kurtaran Rin'di. Bir süreliğine akademide köstebek olma ihtimalinden şüphe ettik ama sonradan anladık ki aslında hepsi Mephisto'nun işiymiş.


    Mephisto'nun sürekli Rin'in üstüne oynamasının nedenini henüz bilmiyoruz, en azından ben anlamadım. Kardeşi Amaimon'u da birkaç bölümdür görmekteydik ama nihayet bu hafta (12) ipleri ellerine alıp Rin'e dalmaya karar verdiler. Lunaparkın altı üstüne gelirken gördük ki Rin aslında muazzam bir güce sahip ama henüz bunu kontrol edemiyor. Hmm, gerçekten çok yaratıcı (!) bir gelişme.

    Neyse, şimdilik bir shounen'in yapması gereken her şey yapılıyor: Fanservice içeren bir plaj bölümü, en ciddi anlardan sonra gereksiz şakalar/komiklikler, arada sıkıldıkça Rin'e "mavişim mavişelim" oynatmalar, renkli animasyon, olmazsa olmaz aksiyon sahneleri vs. şeklinde çok klişe şekilde ilerliyor seri. 24 bölüm sürecek olmasa vallahi çekilir dert değil ama en azından bu klişelerin hepsini ilk yarıda yaptılar, şimdi konuya odaklanma faslı kaldı. Tabii 24 bölüm diye açıklanan kararı son anda değiştirmeyi başarırlarsa o zaman vay halimize!

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi