• Hidan No Aria 1-6



    Animemiz silahlı dedektiflerin (Butei) silah kullanmayı öğrendikleri Tokyo Butei Lisesi’nde geçmektedir. Özel bir yeteneği olan Kinji Tooyama bu yeteneğini sakin bir yaşam geçirmek için kendine saklamaktadır lakin okula gittiği bir gün yaşadığı bombalanma olayından sonra okulun en güçlü Butei’si H. Aria Kanzaki ile karşılaşır. "Butei Katili" hükmüyle haksızca mahkum edilen annesini kurtarmak için ona komplo düzenleyenleri arayan kızımızın bir de ortağa ihtiyacı olduğundan Kinji-Aria partnerliği başlayıverir.

    Aria aslında Sherlock Holmes'ün soyundan gelmektedir ve hem dedektiflik kabiliyetleri hem de silah kullanma becerileri son derece gelişmiştir. Kinji ise geçmişte abisinin suçlandığı bir saldırı yüzünden ve belki de başka sebeplerden her gün Butei'liği bırakmak istemektedir. Tahrik olduğunda, vücudunda adrenalin zirve yaptığında Kinji bambaşka bir trans haline girer ve muhteşem bir silah ustasına dövüşür. Kurşunları Matrix misali ağır çekim görebilir, kendine ateş eden silahları tam namlularından vurabilir.


    Seride bir de ezelden beri Kinji'ye taparcasına aşık olan Hotogi Shirayuki bulunmaktadır. Aria'nın Kinji'nin evine yerleşmesi bu kızı haliyle zıvanadan çıkartır ve bir kılıç ustası olan Hotogi delirip Aria'ya saldırır. Tabii sonuçta senaryoya hemen bir harem sokuşturulur ve iki kız da Kinji'nin evinde yaşamaya başlar. Kinji'nin tahrik olma seansları işin içine girince haliyle ecchi de animeden eksik olmaz. Aria ne kadar iticiyse Hotogi de bir o kadar sokulgandır ama her ikisi de Kinji için ciddi yaralanmalara yol açmaktadır.

    İşte seri kısaca böyle. Oldukça tekdüze, sıradan, yer yer de aptallık seviyesinde saçma. Misal Butei Katili ile Aria'nın yakın mesafede tabancalarla dövüştükleri bir bölüm vardı. Her ikisinde de çelik yelek olduğu için vücutlarından vurulmaları bir şey ifade etmiyordu. Fakat nedendir bilinmez hiçbiri de düşmanını kafasından vurmayı akıl edemedi. Üstelik Butei Katili'nin avantajı eline geçirince Aria ve Kinji'nin kaçmalarına göz yumması, ardından da onları takip etmesi ekran karşısında bana sinir kriziyle karışık kahkaha attırdı. Mantık hatalarıyla dolu serinin biraz korkak ecchi (göster-kapat) biraz da komedi türlerine yakın durduğunu söyleyebilirim. Bu ikisinin üstüne aksiyonu da ekleyince belli bir kitle için tam garanti bir animeye dönüşüyor. Her ne kadar animasyon felaket, seslendirmeler idare eder, senaryo amatör olsa da.

    Bundan böyle haftalık bloglamadığım serilerden bazılarını böyle paket halinde yazmayı düşünüyorum. Ao No Exorcist, Gyakkyou Burai Kaiji: Hakairoku Hen ve Sket Dance da bu paketin içinde yer alacaklar, belki Oretachi ni Tsubasa wa nai de girebilir. Yondemasu yo, Azazel-san, Hen Semi ve 30-sai no Hoken Taiiku'yu da takip ediyorum ama onları altılı pakette yazmak bile çok kısa kalacaktır, o yüzden üçü de bitince hepsi için birer inceleme yazmak istiyorum. Hyouge Mono ve Showa Monogatari'yi de yazmak isterdim ama çok ağır fansubları yüzünden ikisini de takip etmeyi bıraktım, sadece biriktirmeye başladım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi