• Gosick - 18



    Şimdiye kadar aklınız neredeydi? Yine temposu aceleye getirilmiş ve mantık hataları bulunan bir bölümdü ama en azından gizemi ve entrikayı bir arada sunmayı başardı. Geçen haftaki zirveden sonra bu bölümde ağırdan alacaklarını düşünüyordum ama bunun yerine hem asıl senaryoyu geliştiren hem de izlemesi çok zevkli bir bölüm izlettirdiler.

    Trendeki karakterlerin hepsinin şüpheli tavırları ister istemez Agatha Christie'nin ölümsüz eseri "Doğu Ekspresi'nde Cinayet"i bana anımsattı. Kujo ile V'nin bulundukları kompartmandaki diğer dört kişinin hareketleri başından sonuna kadar ilgi çekecek derecede tuhaftı. Bölümün finali her ne kadar Gosick standartlarında mantıklı, ortalama bir izleyici için saçma olsa da kişilerin aralarında bulunan husumet ve bu husumetten doğan mücadele zevkli ve akıcı bir bölüm izletti.

    Brian Roscoe ve Cordelia'nın da bir noktadan bu gizeme/bulmacaya dahil olduklarını bilmek serinin değerini biraz arttırıyor. İşlerin biraz ciddileşmesinden ve büyük bulmacanın nihayet çözülmeye başlanmasından çok memnunum. Biraz erken olsaydı daha iyi olabilirdi ama buna da şükür. Bilim ve İlahiyat arasındaki savaş ile Victorique’in babası Albert de Blois'nın bu savaşta oynadığı rol şimdilik Gosick'in merak ettiğim sırları. V'nin de bu sır küpü içinde kendine edineceği yeri merakla beklemekteyim. Asıl bulmaca konusunda çözüm yoluna girdiklerine göre artık bundan sonra finale kadar tempoyu kesmezler diye ümit ediyorum lakin söz konusu seri Gosick olunca insan hiç güvenemiyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi