• Gosick - 15



    Simyager arcı da geride kaldı. Bu bölümde Victorique'in kimliğiyle ilgili asıl konuya bir yerinden değindiler ya hiç değilse bundan önceki bölümler kadar berbat olduğunu söylemem. Her zamanki gibi sadece kitaptan okuyup biraz da bahçıvandan yardım alarak her şeyi en ince detayına kadar çözen V aynı monotonlukta bir davanın daha üstesinden gelmeyi başardı. İlk 3-4 hafta bu seri doğru işler yapıyordu ama sonra nedendir bilinmez sadece yanlışları yapmaya başladı. İstisnasız 12 haftadır bunu sürdürmelerindeki azmi ise kutlamak lazım. Seyirciyi tamamen dışlayan bölümleriniz için bravo!

    Simyagerin kimliği kadar altınların yeri de önemliydi lakin hepsinden önemlisi bölüme bir anda dahil olan Albert'in kimliği. V'nin öz babası olan Albert o dönemki kralın oğlu ve babasının altın merakının aksine çıkacak dünya savaşı için simyagerden yardım istemekte. Simyager dediğimiz hazırdaki altınları alıp krala "ben yaptım" diyerek veren biri olduğundan Albert'in bu isteği de karşılık bulmuyor. Tabii V'nin kampüsten çıkmasına izin vermeyen babasının barbar tarafını görmemiz açısından iyi bir hikaye ama ötesi yine fıs. Görünüşe göre V'nin başına bir şey gelecek ve ebleh Kujo onu kurtarmaya çalışacak. Yani polisiyenin en sevimsiz yanı aksiyonla baş başa kalacağız. Bu kadar kötü idare edilmiş bir seriden de fazlası beklenemez.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi