• Bakuman - Sezon 1



    Mangaka 101

    25 bölümlük Bakuman ilk sezonunu kapattı ve ikinci sezona iyi bir pas atarak sonlandı. Evet, ikinci sezonu daha serinin ortalarında garantileyen animenin 2011 çıkış tarihi şu an için belirsiz. Lakin gelecek sezonun konusu kafalarda az çok şekillenmiş durumda. Normalde seri finallerine dair bir yorum yapmaktan kaçınırım ama birkaç bölüm izleyen ve ortalama zeka düzeyine sahip herkesin tahmin edeceği bir kapanış yapan Bakuman gelecek sezon Mashiro ile Takagi'nin mangaka kariyerlerindeki ilk adımları, yetiştirme telaşlarını, iniş ve çıkışlarını aktaracaktır. Ne de olsa bunu hak etmek için çok çalıştılar.


    Bakuman'ın konusu normal de hikayesi biraz tuhaf. Takagi okulun en başarılı öğrencisiyken manga yazarı olmaya karar verir ve sadece deftere yaptığı çizimlerini gördüğü Mashiro'ya bu fikrini açar. Birlikte mangaka olmak isteyen ikilinin 2 yıl sürecek serüveni de böylece başlamış olur. Buraya kadar her şey güzel ama Mashiro'nun hoşlandığı bir kız vardır ve bu kızla aralarında akıllara durgunluk verecek bir romantizm işkencesi de bu sayede başlamış olur. Seslendirme sanatçısı olmak isteyen Azuki'ye bir türlü açılamayan Mashiro biriktirdiklerini bir anda patlatır ve kıza her şey yolunda gidip çizdikleri manganın animesi çekildiğinde ve kız da o animede yer aldığında evlenmek istediğini söyler. O andan itibaren tek kelime konuşmayan, ancak mesajlaşarak iletişim kuran ikilinin beni çileden çıkartan ilişkilerinin adı böylece konmuş olur. Ama bu ilişkiye hiç takılmayalım çünkü serinin çok gereksiz bir yan konusu olarak ilerleyecek.


    Biz onun yerine bu 25 bölümlük süreçte ikilimizin bizlere aktardıkları manga nedir, nasıl çizilir, stüdyo nerededir, orada kimler vardır, çizerken/yazarken neler önemlidir kısımlarına bakalım. Seriyi izlerken bir noktada manganın Japonların ata sporu olabileceğini düşündüm. Yaş profili gözetmeksizin herkesin okuduğu, hakkında irili ufaklı pek çok şey bildiği bu sanat dalı bizler gibi hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kesime bu işin ne kadar zor olduğunu haftalar boyunca anlattı. Çocuklar türler arasında bocalarken, Takagi yazar tıkanması geçirirken, Mashiro çizimlerine güvenmezken, rakipler ortaya çıktıkça, ikilimiz yarışmalara girdikçe hep manga sektörünün nasıl parametrelere dayandığını öğrendik. Belgesele yakın bir türde seyreden anime yer yer sıkmasına karşın eğitici ve özendiriciydi. Hele ki seri içinde bahsi geçen fikirlerin pek çoğunu anime olarak izlemek istedim ya, bu da serinin ne kadar bonkör davrandığının bir göstergesiydi.

    Bakuman çok eğlenceli veya hareketli bir anime değil. Yer yer çok uzun konuşmalara şahit olacaksınız, kimi zaman gereksiz romantizmden kafayı yiyebilirsiniz ama sabredip sonuna kadar giderseniz manga sektörüne dair inanılmaz bilgiler edinebilirsiniz. Seri içinde geçen "hangisi daha çok satar" mantığının ironik bir şekilde tam aksine Bakuman sadece belli bir kitleye hitap edebilen ve buna rağmen ikinci sezonu şimdiden kapmış çok cesur bir anime.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi