• Yumekui Merry - 8



    Dream Corridor

    Bir haftayı daha pas geçen seri son sürat yerinde saymaya devam ediyor. Bu bölümden ne çıkarabiliriz? Öğretmen Iijima her fırsatta "Heracles benim" demeyi sürdürecek ve gerçek aydınlanınca da ya "zaten biliyorduk?!" diyeceğiz ya da "vay anasını nasıl çevirdiler" diye saygı duyacağız. Peki bu kadar ipucu verip aynı teraneyi iki bölümdür işlemeleri olur da bizi terse yatırırlarsa zaten bunu da beklememizi gerektirmeyecek mi? Tamam, biraz karışık bir cümle oldu ama bir manevra yaptıklarında biz zaten bu manevrayı de bekliyor olmayacak mıyız? Bir karakteri eğer böyle oyunlarla gizemli kılmaya çalışırsanız onun gizemi sadece kimliğine dayanır. Ben hala oyumu Iijima'dan yana kullanıyorum Heracles rolü için.

    Bunların haricinde bölümde ne oldu? Hemen hemen hiçbir şey. Ayağı burkulan Yumeji saftiriği feci sıkıcılıktaki bir doktorun evine gitti ve birkaç bölüm önce hafiften flörtleştiği Yui'yi karşısında buldu. Sonuç? Yine sıfır. Engi'nin aslında Yui'yle çalıştığını öğrendi, hepsi bu. Bizim bilgimiz dışında bir gelişme yaşanmadı yani. Bölüm sonunda yeni bir Dream Demon patlak verdi ve ne kadar inanılması güç olsa da Heracles'e çalıştığını söyledi. Bizimkilerin bunu anlamasıyla ED'nin başlaması arasındaki süre 2,5-3 dakika kadar falandı. Ben çok sıkıldım ama yapımcılar bu seriyi arkadan şişlemekten henüz bıkmadılar. Sıkıntıyla izliyoruz efendim.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi