• Supernatural The Animation 11-12


    Nightmare

    İki sağlam bölüm daha geldi. İlkinde telekinezi yeteneğine sahip ve kesinlikle iblis falan olmayan bir çocuğun dramı işlendi. Yanlışım yoksa ilk defa kötü ruhların veya herhangi bir ruhun olmadığı, artık büyücülükle hiçbir ilişkisi kalmamış telekinezi yeteneği üzerinden bir bölüm seyrettirdiler. Tabii burada esas önemli nokta çocuğun geçmişinin Sam ile örtüşmesiydi. Diziyi izlemediğim için bilemiyorum ama galiba Sam'in bir parça daha merkeze alındığı bir anlatım mevcut. Gerçi kimseyi kayırdığı falan yok serinin, iki kardeşe de olabildiğince eşit yaklaşılıyor ama Sam tüm gizemlerin anahtarı gibi duruyor.

    Darkness Calling

    Evet, Sam tüm gizemleri çözecek anahtar. Birkaç bölüm önce sarı gözlü şeytanla tanışmıştık. Meg isimli kızı ölüm döşeğinden kurtarıp yanına almıştı. Bu sefer de Lily isimli bir kıza 20 sene önce evvel aynı işlemi uyguladığını görüyoruz. Bu anlatım tarzı hoşuma gidiyor şahsen. Önce kötü adamı göster, birkaç bölüm sonra da kötü adamın nasıl çalıştığını. Hepsini bir arada verme, o karakteri de geliştirmeye devam et. Gerçekten başarılı bir süreç.

    Öte yandan, bölüm tamamen John Winchester'a, yani kardeşlerin fellik fellik aradıkları babalarına adanmış. Sonraki DVD'den önce gelen son bölümde iki kardeşi de göstermemek enteresan. Hoş, 14. bölüm fragmanında sürprizi verdiler ama ben buraya yazmayayım. Bir de ortalıkta dolanan bir "6 ay önce" muhabbeti var. 11. bölümdeki çocuk ve Sam ile bu bölümdeki Lily güçlerinin farkına 6 ay önce varmışlar. Bu süre acaba Meg'in zehirlenmesinden bu yana geçen dönem mi bilemiyorum, orasını kaçırdım. Daha dikkatli takipçiler varsa öğrenmek isterim.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi