• Level E - 12



    Half Moon... !

    Beşik kertmesi nişanlısı Luna ve kardeşi Mohan'ın gelmesiyle kaçacak delik arayan Prens bir kez daha Yukitaka'nın evine çöker. Alıştığımız ve beklediğimiz nefreti hemen delikanlıdan görünce olayları anlatma gereği görür. Nişanlısıyla evlenirse kendi gezegeninin kralı olacak ve dolayısıyla sorumluluk yükü altında istediği gibi haylazlık yapamayacaktır. Kardeşi Mohan ise Prens'i kolundan tutup evlendirmek için Dünya'ya gelmiştir. İlk bölümde pek bir cacık olmaz, haftaya yapılacak final için bolca temel atılır.

    Level E de gece/gündüz ayrımı yapan animelerdenmiş. İlk yarısı o kadar komik, şaşırtıcı, heyecan vericiyken ikinci yarıda tempo resmen yerlerde. Luna'nın manyaklık derecesinde Prens'e takmış olması ve Mohan'ın egzersiz delisi oluşu haricinde şu bölümde gülünecek hiçbir şey yoktu. İşin kötüsü artık Prens bile bir şeyler yapmak için kasmaz hale geldi. Birini keklese, inceden kazıklasa, hiç olmadı Kraft'ı çıldırtsa yeter ama olmuyor işte. Kimse kılını bile kıpırdatmayınca içi geçmiş bölümler de arka arkaya geliyor. Bilmiyorum, sevemedim ikinci yarıyı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi