• Kore wa Zombie Desuka - 12



    Yes, Still Goes On

    Neyse bari, en azından 1 hafta beklemek zorunda kalmadık. Beklemek derken, sabırsızlıkla beklemeyi kast ediyorum... serinin bitmesi için tabii. Havuz bölümü geleceği belli olduğundan fanservice kasacakları belliydi. Ufak bir Yuu moesiyle başladılar ama işler bir anda çığırından çıktı ve Ayumu'nun haremi sırayla sahneye çıktı. Bıcı bıcı yapmaya gelen tayfada ilk fire Sera'dan geldi. Öteki vampiri sahnede görünce dayanamadı ve kızı durdurmak için çıktığı platformda kendini de bir anda şarkı söyler durumda buldu. Akabinde Haruna'nın gaza gelişiyle işler iyice kızıştı ama son noktayı yine Yuu koydu. Bu esnada Ayumu mal gibi izledi, biraz da Hellscythe görevi üstlendi ve seri yine bu kadar komikleşme çabasının ardına "bakın bu da kulağınıza küpe" türevli bir monolog çakarak sonlandı. Kurtulduğuma seviniyorum ve hiç kimseye tavsiye etmiyorum.

    Orito gibi harika bir yan karakter tekrar karşımıza çıktı ama artık çok geç. Sahi, bu çocuğun alıp götürdüğü 3. bölümden sonra neden bir daha yüzünü göremedik? Geri kalan bölümlerde çok mu incelikli bir konu vardı da böylesine eğlenceli bir karakterle doldurulmak istenmedi? Serideki saçmasapan tercihlerden bir başkası sadece, fazla üstüne düşmemek lazım. Nasıl ki bu bölümde testere bir anda dile gelip herkesi mini-bikinilere sokuyor, kapalı havuz tesisi nasıl bir anda stadyum konserine dönüşebiliyorsa bunu da sorgulamamak lazım. İlk yarısı eğlenceli ve gelecek vadeden, ikinci yarısıysa tepe üstü çakılmış ve zaman kaybı bir seriydi Zombi. Sadece 3. bölümü izleseniz bence kafi, geri kalanlarsa size çok şey kaybettirebilir. Hem zaman hem de akıl sağlığı olarak.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi