• Fractale - 9



    Eve of Battle

    Clein, Nessa ve Phyrne arasındaki bağları işleye işleye cıncığını çıkartan Fractale nihayet biraz tempo yapmaya başladı. Hoş, serinin finaline sadece 2 bölüm kalmışken bunun son bir çırpınıştan öteye gitmeyeceği bariz ama en azından akıllarına biraz hızlanmak geldi. Lost Millennium ile Tapınak arasındaki gerilim iyice zirveye taşındı ve Tapınak'ın günah keçisi ilan ettiği grub bulundukları kasabadan gerçek bir "cadı avı" muamelesi görerek kovuldu.

    Phyrne'nin başına buyruk aldığı kararlara bir yenisi eklenirken Nessa ve Clein onun peşinden Tapınak'a gitmeyi seçtiler. Asiler ile yönetim arasındaki savaş çok kanlı geçeceğe benzerken bölümde yine zaman kaybı detayların çokluğu dikkat çekti. Her bölümde Clein'e en az bir kere sapık muamelesi yapılmazsa birilerinin bir tarafları şişiyor herhalde. Hiç değilse esas konuya ilişkin olarak Phyrne'nin anahtarlığının ne anlama geldiğini öğrendik. Nessa'nın buradaki rolünü anladık ama 22 dakikanın sadece 45 saniyesini kaplayan bu detaylar içinde bulundukları bölüme hiç değer katmadı.

    Fractale'deki esas sorun da buydu bana kalırsa. Şimdiye kadar 9 bölüm izledik ama her bölümde yaşanan ve büyük etki yaratması beklenen gelişmelerin üstünde hiç durulmadı. Temel konuya dair anlatılan bu parçaları hiç süslemeyi seçmeyerek kendini iyice basitleştiren seri öylesine bir seyirlikten öteye bir türlü gidemedi. Bunun üstüne karakterlerin hala düşük zeka seviyesinde olmaları ve özellikle Clein gibi kesinlikle izlemek istemeyeceğim bir başrolün her bölümü sırtlaması seriden soğumama yol açtı. İlk bölümlerde yapılan Fractale sisteminin açıklamasından sonra iyice bilim-kurguya dönmesini beklediğim dizi basit bir melodram oldu çıktı.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi