• Fractale - 10



    To the Temple

    İnanılmaz düşük reytingler almış Fractale. Çok normal bir durum çünkü serinin hiçbir beklenmedik hamlesi olmadı. Konuyu ördü de ördü ama finale yaklaştıkça seyircilerin ilgisini çekecek hiçbir gelişme sunmadı. Yani şu seride en son neye şaşırdık? Hiç hatırlamıyorum ve şaşılacak bir sahne tasarladıklarını da düşünmüyorum. Hal böyle olunca izleyicinin kırıntı büyüklüğündeki beklentilerini bile yok ettiler. Bizi dışarıdan gözetleyen insanlar haline soktu ve blog tutanlar hariç bütün seyircilerini sanırım kaybetti. Ben de başlamamış olsaydım çoktan bırakırdım.

    Phryne'yi kurtarmak için Tapınak'a sorti düzenleyen Lost Millennium birlikleri başına buyruk Dias'ın emirleriyle ufak bir sürtüşme yaşıyor ama hemen bunun üstesinden geliyorlar. Clein yine kahramanlığa soyunup tek başına gitmek istiyor ama Sunda illa ki burnunu sokmaya niyetli. İşte biraz aksiyon biraz boş konuşma falan derken ikilimiz bir şekilde kapağı içeri atmayı başarıyorlar. Nessa ise tahmin edileceği üzere kendinden bekleneni yapıyor ve her türlü uyarıya rağmen Tapınak'ın yolunu tutuyor. Phyrne ise bu esnada savaşı durdurması için annesi/ablasına yalvarış içinde ama nafile. Kadın bir anda delirip kızın boğazına yapışıyor ve "dünyanın anahtarı" ne mene bir şeymiş onu nihayet çözüyoruz. Son anda yine sapık rahip geliyor ve hala bilmediğimiz bir sebepten hiç itiraz görmeyerek Phyrne'yi taciz edebiliyor.

    Bölüm bu sefer serinin boşvermişliğine yakışan tavırda sonlanıyor ve iyilerin nasıl kazanacağını görmek için bir hafta daha sabretmemiz isteniyor. Neyse ki bir bölüm...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi