• Yumekui Merry - 11



    Guardian of Dreams

    Yapımcılar rezillik seviyesini bambaşka boyutlara taşımayı başarmışlar. Artık karakterler konuşurken ağızları da oynamıyor. 03:32'deki Isana bayağı bir ses çıkartıyor ama yan dal vantrolog eğitimi gördüğünden ağzını açık tutup hiç oynatmamayı başarabiliyor. Animasyonu falan boşverelim, bu bölümdeki senaryo nasıl bir kepazeliktir? Ya düşmanlar acımasız olmak için para almazlar mı? Treesea hangi akla hizmet işlerini bitirmek üzere olduğu düşmanlarını azat eder? Hangi karakter böyle bir salaklığa girer? Kawanami yanından geçerken onu nasıl fark etmez de illa karşısına dikilinceye kadar bekler? Yani bu serinin salaklık seviyesini neyle açıklamak mümkün bilemiyorum. Bunları fark etmeyecek bir izleyici kitlesi de yok ki birilerine yutturmaya çalışsınlar.

    He-Man'den Orko'nun Isana'nın rüya bekçisi olduğunu gördük. Orko bir kere göründükten sonra çoğunlukla da o rüya sekansında geçti zaten bölüm. Treesea geldi, Merry'i patakladı, yüzyılın gerizekalısı Yumeji'yi tokatladı, Orko'yla biraz oynadı. Şimdi Treesea bu kadar güçlüyse Elcres'in nasıl bir yaratık olduğunu düşünemiyorum, gerçi düşünmek için uğraşmıyorum bile. Nasıl olsa geri kalan 2 bölümde onu da göstermeyeceklerdir. Haftaya Yumeji o muhteşem zekasıyla bir plan yapmaya uğraşacak, bölüm yine sıfır aksiyonda gezecek. Her şeyi de final bölümüne atacaklar ki ellerindeki malzemeyi çoktan tükettiklerini anlamayalım. İlk bölüm istisnaymış onu anladım yoksa bu seri bildiğiniz çok kötü animelerdenmiş.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi