• Fractale - 4



    Departure

    Bir aylık periyodu devirdik ama seri hakkında hala fikir yürütmekte zorlanıyorum. Bu da güzel bir ayrıntı çünkü kasıtlı olarak gizli tutulan öğeleriyle Fractale başka kimsenin karışmasına izin vermeyen yapısını kendi başına şekillendirmeye çalışıyor. Bu bölümden sonra artık kafamda daha da çok soru işareti var ve hiçbirinin de yakın zamanda cevaplanacağını düşünmüyorum. Tahmin yürütmek neredeyse imkansız.

    Phyrne neden Nessa'yı Clain'e bıraktı? Bu sorunun cevabı belli aslında, Clain'in Nessa'yı uyandıramayacağını düşünüyordu ama niçin buna güvendi? Clain'in doppelleri gözlük kullanmadan görebildiğini biliyoruz, demek ki bu çocuk geri kalan insanlardan hiç değilse bir özelliğiyle farklı. Phyrne neden bağlı olduğu Tapınak'tan kaçmaya çalışıyor? Buna cevaben kendisine biçilen "dünyanın anahtarı" görevini yerine getirmek istemeyişi aklıma geliyor. Peki neden Nessa ile birbirlerinden nefret ediyorlar? Nessa gerçek Nessa'nın bir kopyası mı? Tapınak neden canilerden oluşmuş gibi resmediliyor? Tamam, din adamlarını Fractale sisteminin bir tarikatı gibi göstermek oldukça makul. Sonuçta Fractale dünyadaki insanların davranışlarını kontrol eden bir düzenek ve din adamlarını da burada konuşlandırmak mantıklı ama kontrol manyakları gibi göstermek neden?

    Milyon tane soru var ve Fractale henüz hiçbir soruyu cevaplamadı. Serinin üçte birini tamamladığımız düşünülürse bu kadar fazla sayıdaki soruya en az 3 olağanüstü bölüm gerekecek. Bu seri için kariyerini ortaya koyan Yamamoto Yutaka'nın bunu başarmak için elinden geleni yapacağına inanıyorum ama yapabileceğinden şüpheliyim. Felaket tellallığı gibi olmasın ama sanki muhteşem fikirlerle dolu olduğunu bas bas bağıran bir serinin bir kez daha aceleye geldiğini görecekmişiz gibi bir his var içimde. Dilerim yanılırım.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi