• Mahou Shoujo Madoka Magika - 3



    I'm Not Afraid Anymore

    Madoka gibi pembiş saçlı kızların olduğu animelerde böylesine kapkaranlık bölümler çekiyorlar ya değmeyin keyfime demek istiyorum. Her şey toz pembe başlayıp ağzımıza bir parmak bal çalındıktan sonra bir anda feci hamlelerle kendimizi zehirlenmiş hissediyoruz. Damardan girip ruh halimizi bozan böyle bölümlere gerçekten bayılıyorum.

    Neyin bu kadar dengemi bozduğundan bahsetmeyeceğim. Onun yerine Madoka'nın hala bir dilekte bulunamayışından ve biraz da Kyuubee denen yaratığın ne mene bir şey olduğunu anlatacağım. Madoka özgüvenini yitirmiş, her yaptığı işte başarısız olduğunu düşünen kırılgan yapılı bir kız. Kendine örnek alabileceği annesiyse her gün delicesine çalıştığından feyz alınması imkansız bir kadın. Mahou Shoujo olmak için bulunması gereken tek dileği bile garip bir mantıkla seçmiyor... daha doğrusu seçiyor ama buna bildiğimiz dilek kavramını yapıştırmak imkansız. Öte yandan Kyuubee'nin bazı olaylara neden bu kadar seyirci kaldığını anlamıyorum. Yaratığın Mami'nin geçirdiği araba kazasında bir anda bitivermesi, kızın çaresizliğinden yararlanmak olabilir. Ha keza bu bölümde yaşananlarda da kızlara hemen dilekte bulunmalarını dayatması onun da pek göründüğü kadar masum olmadığına işaret ediyor.

    Bir de iki bölümdür bize sunulan cadıların fonlarında neden hep göze hoş gelen unsurlar kullanılıyor olabilir? Bunun cevabını bilmiyorum. Geçen bölümde güller, bu bölümde pastalar ve kekler. Cadı demeye bin şahit isteyen bu yaratıkların sahnelerinde kullanılan iki boyutlu planlar bana biraz akıl jimnastiği yaptırdı. Tamamen farazi konuşuyorum ama acaba kızların gündelik yaşamları gerçeği, cadıların bulunduğu sahneler dekorlardan meydana gelmiş bir suni gerçekliği anlatmak için çiziliyor olabilir mi? Eğer durum böyleyse kızların içine çekildikleri ve henüz farkında olmadıkları bir tuzaktan da bahsedebiliriz. Ben hala şu Kyuubee denen hayvancıktan işkilleniyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi