• Gosick - 4



    The Golden Thread Cuts Through a Passing Moment

    Genel kanı bu bölümün kötü olduğu yönünde şekillenecektir ama ben tam aksini düşünüyorum. Bölüm başındaki mini-davayı çözerken Victorique'in parçaları nasıl bir araya getirdiğine bakarsak onu dahi diye nitelememizi gerektirecek hiçbir bulguya rastlayamıyoruz. Motosikletle giden birinin boyundan yukarısı uçuyor ve ortamda hiçbir görünen aksiyona şahit olmuyorsak bunun önceden hazırlanmış bir tuzak olduğunu ve ip, kılıç, halat gibi keskin ve öldürücü bir silahın varlığını da anlayabiliriz. Kızın bu davadaki parçaları bir araya getirmedeki hızı belki eleştirilerin temel noktasını oluşturuyor. Evet, polisiye türüne yabancı olanlar için Victorique bu motosiklet cinayetini ışık hızında çözüyor ama tüm doneleri bizim de aldığımız aşikar. Halat, halattaki ikinci kan, tuzak, katilin maktulden daha zayıf oluşu gibi detayları ben de yakalamıştım.

    Belki şu motosiklet cinayetini tüm bölüme yayarak anlatsalar herkesin hoşuna gidecekti ama işlerin hızlandığını görmek, anlatacak malzemenin bolluğuna şahit olmak beni daha mutlu ediyor. Victorique'in üvey abisi tarafından "gri kurt" olarak çağrılması ve Avril isimli yeni kızın seriye dahil oluşu bölümün temel parçaları gibi göründü. Elbette ki 8 senedir kapalı duran mezarlıktan çıkan ceset, Avril'in elinin bandajlı olması ve Kujo'nun günün birinde zekice bir laf edebilme ihtimali de serinin yakın gelecekteki bölümlerinin seyrini çiziyor. Lakin Victorique'in geçmişi büyük ihtimalle asıl belirleyici nokta olacak.

    Bu arada serinin en az 24 bölüm süreceği açıklanmış. Önümüzde daha çok çözülecek dava, çok aydınlatılacak gizem var gibi görünüyor. Ben şahsen şimdiye kadarki süreci keyifle izledim. Evet, Victorique dışındaki karakterlerin ciddi IQ problemleri çektikleri göze çarpıyor ama işin polisiye tarafı benim daha çok ilgimi çektiğinden pek üzerine düşmüyorum. Dilerim karakterlere de azıcık önem katar ve polisiyeyi aynı tempoda devam ettirebilirler.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi