• Fractale - 3



    Village of Granites

    Flaş flaş! Fractale çok da sevimli bir seri değilmiş.

    İlk iki bölümde yaratılan hava kimsenin zarar görmediği, canının yanmadığı, burnunun bile kanamadığı bir atmosferi betimliyordu. Oysa bu bölümün seriyi çok farklı noktalara götürecek finalinde gördük ki bunların hepsi birer yalanmış. Gayet de kanlı ve tehlikeli bir dünyayı anlatıyormuş Fractale. Şimdiye kadarki tüm karakterleri (Clain de dahil) ebleh seviyesinde gösterdikten sonra aniden böyle bir manevra yapılması tuhaf ama o sahnelerin vurucu etkisi açısından da buna benzer bir kandırmaca gerekiyordu sanırım.

    Hatırı sayılır bir sayıdaki detaya henüz 3. bölümde anlam kazandırmaları güzel, gerçi serinin kısa süreceğini biliyorum ama yine de ellerini çabuk tutmaları hoşuma gitti. Clain dışında herkes Nessa'yı özel gözlükler sayesinde görebiliyor. Bu durum tüm doppeller için geçerli. Clain'in neden gözlüksüz görebildiğiyse bence gözlerinde saklı, lens olabilirler. Fractale sisteminin insanlara egemen bir yönetim şekli olduğundan zaten şüpheleniyorduk, bölüm de bu şüpheleri net cevaplarla dillendirdi. Kendilerine Lost Millennium adı vermiş bir grup "terörist", Fractale sistemine ait hiçbir kolaylığı kullanmayarak "insan" gibi yaşamaya çalışıyor. Bu insaniyet anlarında Clain de ilk kez sıcak bir çorbayla tanışıyor ve önceleri küçümseyerek baktığı bu insanlar hakkındaki izlenimleri değişmeye başlıyor.

    Finalde yapılan festival ritüeli ve saldırı benim ağzımı bir karış açtı. Bu seriden hiç böyle vahşi hamleler beklemiyordum. Nessa'nın durumu ve Phyrne'in tekrar seriye katılmasıyla muhtemelen işler önümüzdeki hafta iyice içinden çıkılmaz bir hal alacak. Serinin şimdiye kadar yansıttığı potansiyelini ne kadar efektif kullanacağını ise sanırım hikaye tam oturduktan sonra ölçebileceğiz. Çoğunluğun aksine benim çok büyük beklentilerim yok. Yine bir Sora No Oto mistisizmini görebilsem yeter, şimdiye kadar gördüklerimin de üstüne tabii...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi