• Genius Party - Doorbell



    Doorbell bir mangaka olarak kariyerini sürdüren Yuji Fukuyama'nın ilk yönetmenlik deneyimi. 13 dakikalık bu film hayli sade ve eski usul çizimlerine, gereksiz birkaç dakikasına rağmen özgün olmayan ama idare eder bir fikri kendi üslubuyla anlatıyor. Adını bilmediğimiz oğlan her gittiği yerde kendinden bir tane daha görmekte ve olayların nedenini çözmeye çalışmaktadır. Biz de onunla birlikte kimlik bölünmesi, paranoya gibi zihinsel rahatsızlıkların peşinde koşarız.


    Özellikle hareketli takip sahnelerinin uzun tutulması ile yaşlı teyzenin bulunduğu sahneler bölümden çıkarılsaymış belki çocuğun geçmişi, aile yaşantısı, kimliğiyle ilgili bir takım bilgiler edinebilirmişiz. Şu haliyle, hoşlandığı kıza ulaşmaya çalışırken daha önce neler yaşadığını ancak varsayabiliyoruz. Belki şimdiye kadar kıza bir türlü açılamamış, cesaretini toplayıp kapısına kadar gidememiş, diye düşünüyoruz. Öte yandan kızla çok rahat konuşması da bir süredir devam eden bir ilişki hissi uyandırıyor bizlerde. Filmin sonunda şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanan durumu belki de çok önceden anlıyoruz ama izahatın yapılması da filmi havada bırakmamış oluyor. Fena değil ama çok daha iyi olabilirmiş gibime geliyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi