• Fractale - 2



    Nessa

    Fractale'deki dünyayı ultra gelişmiş bir internet ortamına benzetmek mümkün. İnsanların istedikleri gibi avatar seçebildikleri bu dünyada her türlü ameliye iş "doppel" adı verilen hologramlara yüklenmiş durumda. Bir de sadece iş görme amacıyla değil, uzaklardaki akrabalarla iletişim kurmak için de "doppel"ler kullanılıyor, Clain'in anne ve babasında gördüğümüz gibi. Geçen haftaki Phyrne'in boşluğunu bu hafta Nessa dolduruyor ve Clain'in hayatına "dokunabildiği" bir başka karakter dahil oluyor. En azından bir süreliğine...

    Animenin anlatım temposuna bakılır ve maksimum 12-13 bölüm süreceği de düşünülürse bize öyle çok derinlikli bir hikaye sunulmayacak. Onun yerine sanki yine Sora No Oto'daki gibi çok da mühim hissettirilmeyecek bir konuyu çok da mühim sayılabilecek detaylarla süsleyecekler. Misal bu bölümde Nessa karavan parkını birbirine katarken park sakinlerinin tüm olup bitenden Clain'i sorumlu tutmaları Nessa'nın görülemediğine dair bir ipucu olabilir mi? Ya da Clain'in anne babasının güven kavramı üzerine çektikleri nutukta kendince bir mantık aranamaz mı?

    Bu seriyi izlerken keyif almak istiyorsak biraz kafa yormamız gerekecek. Phyrne'in çaldığı "dünya anahtarı" ne anlama geliyor, herkes neden prensesin peşinde, Clain'in anne babası aslında nerede... gibi sorulara yanıt bulacağımızı biliyorum ama insanlardan veri toplanan şu dua sekanslarını enikonu bir izah ederlerse daha da sevineceğim. Anime sektöründeki moe kullanımı yerip yeni bir şeyler denemek için yola çıkan Yönetmen Yamamoto Yutata umarım istediğini başarır da şöyle eşi benzeri görülmedik fikirlerle dolu sağlam bölümler izleyebiliriz.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi