• Panty and Stocking with Garterbel - 11



    Once Upon a Time in Garterbelt / Nothing to Room

    Geçen haftaki zirvenin ardından tempo düşer diye bekliyordum. Belki yine hiç ilgimi cezbetmeyen bir hayalet öyküsü sıkıştırılacaktı. Lakin hiç öyle olmadı, seri bir kez daha çok cesur bir şekilde bildiğini okudu. Önce Garter'ın tüm seceresi anlatıldı ki bence oldukça zevkli bir bölümdü. Adamın neden meleklere sürekli emirler yağdırdığını zamanın başlangıcından itibaren görmüş olduk. Meğersem Garter eskiden tam Scarface takılırmış da bir gün ölüp cennete gittiğinde Tanrı'nın onun için hazırladığı planlar varmış. "Yerim planını" diye terso yapınca Tanrı da onu dünyanın başlangıcına gönderip günümüze kadar getirmiş. Anlık sahnelerle pek çok şeyi anlatmayı beceren seri Musa'dan Nuh'a, dinozorlardan Adem ile Havva'ya kadar her detayı bir çırpıda geçip Garter'ın BDSM fantezilerine kadar işi taşıdı. Ben izlerken keyif aldım ama ikinci bölüm kadar eğlenmedim.

    İkinci bölüm bu serinin gözümde bir çıta daha yükselmesine neden oldu. Küfür kafir ilerleyen PSG normal şartlar altında hep harekete ihtiyaç duyan bir seri. Kızlar ona buna sövecek, bir hayalete kafa göz dalacak, Panty önüne gelen her erkeğe atlayacak, bir şekilde 22 dakikalık izlenceyi canlı tutacaklar. Hayır, hiç de öyle olması şart değil dedikleri gibi sabit bir kamera ve tek planla neredeyse 12 dakikalık bir bölüm sundular. Panty ile Stocking paso konuştular, Garter'ın hazırladığı yemeği beklerken sürekli sövdüler, saçma sapan fikirlerle fezaya çıkmaya çalıştılar, ezik Brief'i sallamayarak güldürdüler ve hepsinden de önemlisi aynı koltukta oturarak kıçlarını büyüttüler. Böylesi bir bölümün arkasında durabildikleri için yapımcıları kutluyorum ve PSG'yi kalan iki haftasına nefis iki bölümle soktukları için de tebrik ediyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi