• Kuuchuu Buranko - 8 - 9



    I Couldn't Sit

    8. Hasta: Yoshio Iwamura (Muhabir)
    Rahatsızlık: Obsesif-Kompulsif bozukluk

    Lastik gibi uzattığım yazı aralıklarını sonlandırmak için kalan bölümleri böyle paketlemek istedim. 8. bölümdeki hastamız Yoshio gerçek bir obsesif-kompülsif vaka örneği. Sokakta geçirdiği her saniyeyi evde bu sefer neyin altını açık unuttuğuyla geçiren ve sürekli eve dönmek zorunda kalan bir muhabir. Aslında evden çıkıp kapıyı kilitledikten sonra hep geri dönüp bir eşyasını alan ben ve benim gibilere çok benzese de onunki gerçek bir rahatsızlık. Doktor Irabu'nun muhteşem bir özetle bu rahatsızlığı açıkladığı gibi Yoshio'nun derdi "Bir şey hakkında endişe etmemekten endişe etmek".


    Gifted Child Actor

    9. Hasta:
    Hiromi Yasukawa (Aktör)
    Rahatsızlık: Narsisistik Kişilik Bozukluğu

    Hiromi küçüklüğünde çok ünlenmiş bir karakteri canlandırmıştır. Büyüyüp koca adam olmuş aktör hala aynı rolü yedirebileceğini sanmakta ve durumun öyle olmadığını gördükçe de suçu yönetmenlere, menajerine ve türlü başka nedenlere atmaktadır. Doktorun devreye girmesiyle algısı açılan genç adam nihayet asla bir imajının bulunmadığına kanaat getirir ve gerisi çorap söküğü gibi gelir.

    Ben bu bölümle ilgili en çok fok göndermesini sevdim. Gülen bir suratı andırır yüzleriyle foklar da insanlara en yakın bulundukları havuzlarda hep gösteri amaçlı kullanılmaktalar. Dolayısıyla Hiromi'nin anında foka dönüşmesi çok yerinde bir buluş. Bir oyuncunun kendisine başarı getirmiş bir rolü başka karakterleri canlandırırken de oynadığını sık görürüz. Gerçi ben bu seriden biraz daha ters açı yaklaşımı ve daha geniş bir hiciv beklerdim ama sağlık olsun.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi