• Arakawa Under the Bridge - 26



    13 Bridge

    Eh nihayet sona erdi. Aslında hiç kötü bir final değildi ama yine de tüm sezonun yerlerde sürünen temposunu kapatmaya yetmedi. (Yeni) ED ve sonrasında gösterilen animasyonla tüm karakterleri bir kez ve galiba son kez görmüş olduk. Büyük ihtimalle seriyi devam ettirmeyecekler. Genelde animelerin devam kararı almaları DVD ve/veya hayranlara özel eşyaların satışından gelecek paraya bakıyor. Bu seneki ekonomik kriz yüzünden hiçbir anime bu rahatlığa ulaşamadığından devam etmeyeceklerini açıkladılar. Belki Arakawa'nın da 2-3 tane OVA'sı gelir ama 3. sezonun gelmeyeceğine garanti gözüyle bakıyorum.

    Aklıma gelen başıma geldi ve Maria herkesin Sister'ı tutmasına rağmen düelloyu kazandı. Yani şu seriyi 26 bölümdür izliyorum, herhalde tek sevemediğim hatta nefret ettiğim karakterdir Maria. Hiç değilse bir tek kerecik bozuma uğradığını görsek fena olmazdı. Neyse artık. Kazandıktan sonraki talepleri her zamanki şirretliğinde sinir bozucuydu. Koyunlarına bekçilik etmeleri için erkeklere köpek gibi davranmalarını buyurdu. Gider ayak Sister'a verdiği "sevdiğim erkekler listesi" saplanılabilecek son hançerdi.

    Özellikle 1. sezonun ortalarından itibaren seride bir düşüş gözleniyordu ama 2. sezonla birlikte iyice dibe vurulduğu ortaya çıktı. Şahsen ikinci 13 arasında tek bir bölüm hatırımda kaldı ve ben de her hafta aynı şeyden dem vurmaktan sıkıldım. Oysa bu seriyi en başta sevme nedenim kendine has abukluğuydu. 2. sezondan geçtim abukluğu, sıra dışı olmaya yaklaşan tek bir özellik bile yoktu. İnce düşünülmüş skeçlerden oluşan bölümler Arakawa'nın en başta lanse ettiği yönleriydi ama bilhassa 2. sezonda bu yönlerini kaybetmiş oldukları göründü. Ne diyelim, dilerim 3. sezon çekilmez ve bu kötü performans devam ettirilmez. Çizimlerine ve müziklerine tek kelime etmeyeceğim Arakawa kendi kendine tökezledi ve yere kapaklandı.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi