• Shinrei Tantei Yakumo - 9



    Connected Feelings: Light

    Bu seri belki ilerisi için bir referans niteliği taşıyamayacak. Büyük ihtimalle seriyi izleyen biri kendinden tavsiye isteyen arkadaşına ilk olarak bu seriyi önermeyecek ama bunların hiçbiri serinin usta işi bir yönetimle idare edildiğini değiştirmeyecek. Sağlam bir konu var, ilginç bir başkarakter ve onu tamamlayan cazip yan karakterler mevcut. Bu bölümde olduğu gibi harika bir müzik sahne uyumu tutturuluyor ve yine bu bölümdeki cinnet sahnelerinde tanıklık ettiğimiz değişik çizimleri kullanma cesaretini her daim gösteriyorlar. Bu argümanlar ışığında Yakumo şimdiden sezon içinde kendi yerini garantiledi. Bana göre kimsenin 1 numarası olmasa da (ben de dahil) herkesin ilk beşinde mutlaka yerini bulacak kadar başarılı bir seri.

    Yakumo'nun tüm geçmişine artık enikonu hakimiz. Yakumo - Haruka ilişkisi, Gotou başta olmak üzere pısırık dedektif ve onun yavuklusu muhabir hatunun da karakter gelişimleri tamam. Kötü karakterlerin de geçmişleri Yakumo'nun babası hariç neredeyse tamamlandı ve seri finaline 3 hafta kala artık neticelendirmeye hazırız. İşte bu kadar düzen sahibi bir süreci takip etmek benim hoşuma gidiyor. İlk bölümlerde korktuğumuz "Yakumo'nun her bölümde bir hayaleti huzura erdirmesi" rutininden çabucak vazgeçmeleri büyük bir artı oldu. Hem serinin ne yöne gideceğini önceden kestirebildik hem de anlatmaktan çekinmedikleri bir senaryoyla yola çıktıklarını görebildik.

    Nanase Miyuki'nin çocukluğunun anlatıldığı sahneler, resim dersinde çizdiği resim, cinnet geçirme anlarındaki özgün animasyon ve oldukça vahşi bir sahnenin ustalıklı dizaynı... Bunların hepsini aynı bölümde ve üç bölümlük bir konunun kapanışında görmek beni çok memnun ediyor. Dediğim gibi muhtemelen bu seri bundan 1 sene sonra unutulup geçilecek ve geçmişe dair bir şeyler izlemek isteyenlerce ıskalanacaktır. Yazık olur, o yüzden başlamadıysanız hemen başlayın derim.



    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi