• Arakawa Under the Bridge - 20



    7 Bridge

    Mayor ile Whitey muhabbetin belini kırdıkları sırada söz dönüp dolaşır sağlıklarına gelir. Laf lafı açar, ikili arasında kimin en sağlıklı olduğuna dair ufak atışmalar başlar ve bölümün tüm seyrini belirleyecek bir sağlık kontrolünde karar kılınır. Rec'in iki asistanı tarafından getirilen modern tıbbi gereçler sayesinde herkese baştan aşağı tam kapsamlı bir muayene yapılır. Bu esnada Rec'in astımı hortlar ve Nino'nun ona gösterdiği şefkati kıskanan Star da hasta ayağına yatar. Maria'dan yüz bulurum saftorikliğindeki Sister bile bir denemede bulunur ama elbette nafile kalır. Yalandan yapılan hasta numaraları elde patlar çünkü Nino için uzaya gidecek birinin süper sağlıklı olması gerekmektedir. Bu vesileyle de kızlar ve erkekler gruplara ayrılarak kilisenin altındaki odada 1 hafta geçirmek ve uyum içinde yaşayabildiklerini göstermek zorunda kalırlar. Kızlar son güne kadar dayanır ama Piko hariç hepsi fıttırır. Erkeklerde ise durum daha eğlencelidir, onlar zaten kafayı yemeye dünden razıdırlar.

    Bölüm eğlenceli ve az buçuk da komik. Sıradan bir Arakawa bölümünden çok da ayrılan bir özelliği yok. Bildiğimiz espriler, Rec'in ani parlamaları, Piko'nun biraz rol çalarak ne kadar küçük bir kız olduğunu gözümüze sokması, Maria'nın sürpriz çıkışı, Star-Rec-Samuray üçlüsünün gerçekten manyaklaşmaları falan eğlenceliydi. Ötesine yine pek geçilemedi. Yerinde sayıyormuş gibi bir hissiyat veriyor bana Arakawa. Gerçi serinin de yarısını geçmiş olduk ama sadece 1 bölüm hatırımda. Bu arada Rec'in "birine borcum var" sebebiyle azan astımına geri dönülmesi hoş oldu, ta geçen senenin ilk bölümlerinde bırakmıştık o mevzuyu. Sözün özü Nino'nun sezonu üzülerek söylüyorum ki Rec'in sezonundan çok daha yavan geçmektedir.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi