• Arakawa Under the Bridge - 19



    6 Bridge

    Shimazaki, yani Rec'in babasının asistanı olan hanımefendinin aldığı emir üzerine Nino'nun geçmişini araştırmasıyla bölüm başlar. Bu cümlenin sıkıcı uzunluğu sadece benim anlatım kabiliyetsizliğimden kaynaklanmakta ve bölüme sirayet etmemektedir. Mayor'un bir anda belirmesiyle irkilen Shimazaki artık tehdit altında yaşamak zorundadır ama verilen görevi de layıkıyla yerine getirmek istemektedir. Köprü altındaki toplantıdan sonra Rec ve Nino'nun peşine takılır ve Maria'nın her zamanki saçmalığını koruyan şakası sayesinde Shiro ile karşılaşır. Ölüm korkusuyla yaşadığından mantıklı düşünemez ve Shiro'nun çektiği beyaz çizgileri romantik bir işaret olarak algılar. Bölümün ilk yarısındaki her şey Arakawa'nın absürt dünyasında gayet sıradan ilerlemektedir.

    İkinci yarıdaysa Nino'nun Venüs'e gitme kararını Rec ile paylaşması yer alır. Rec'in de romantik algıları burada devreye girer lakin bölüm sonlarına doğru bu algıların hepsi oyuncağı elinden alınmış çocuğun heyecanı gibi söner. Mangakamız Taichou tekrar belirir, Nino sevindirik olduğunda etrafındakileri yumruklar, Hoshi fırsattan istifade Nino'nun parmağına papatyadan nefis bir yüzük takar (sevgilisine sürpriz yapma peşinde koşanlar için çok orijinal bir fikir bence). Nino'nun gidişi önümüzdeki bölümlerin kaderini belirleyecektir.

    Bu sezonun Nino sezonu olacağı belliydi. OP'den tutun şimdiye kadarki tüm bölümlere kadar hep Nino'yu işlediler. Bu bölümle birlikte değişen ED bile sadece Nino'ya ayrılmış. Geçen sezon Rec vardı, şimdi sıra Nino'ya geçti. İyiden iyiye romantik-(absürt) komedi sınıfına doğru kayılıyor ve ilk sezondaki o manasız mizahı bana özletiyor seri. Ne diyeyim, bu yeni rotada başarılı olsalar bari.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi