• Black Lagoon: Roberta’s Blood Trail - 2



    An Office Man's Tactics

    "Benim Black Lagoon'dan beklentim 30 dakikanın tamamında silahların patlaması, insanların koşturması, arabaların çarpışması vb. gibi adrenalin paketleri. İlk bölüm de hiçbir şekilde ağırdan almayarak ilerleyen zamanlarda bu beklentimi karşılayabileceğini ispat etti."
    Bildiğin yalan. Neyi izlemişim de ispata inanmışım bilmiyorum. Arkadaş, Black Lagoon denince akla geyik muhabbeti bile gelmez ya, bu ne konuşturma aşkıdır böyle! Bütün bir OVA boyunca herkesin çenesi düşüyor, zerre aksiyon olmuyor. Yapımcılar bir noktada farkına varmışlar gidişatın, Revy'nin duş sahnesine yaslanmışlar ama nafile.

    Şu serinin vereceği entrikalar silsilesini umursayan var mı aramızda? Silahlar patlasın işte, herkes birbirine dalsın. Ötesinden bize ne yahu? Yok mafya toplantısıymış, yok küçük hizmetçinin seceresiymiş... Bunları değil öğrenme gibi bir niyetim, görme isteğim bile yok. Feci bir zaman kaybına uğratılmış proje. "En büyük mafya kilisedir" mottosuyla uğraşacaklarına araya iki üç el patlayacak silahlar sıkıştırsalardı. Roberta'ya iyice yaklaşmak yerine bir zahmet Roberta bulunsaydı. Oldukça sıkıcı bir bölüm için bir hayli gereksiz yorumlar yapmaktan öteye gidemiyorum.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi