• Highschool of the Dead - 8



    The Dead Way Home

    Damdan düşer gibi gelen bir iş seyahati yüzünden blog iyice kuraklaştı. Hiç ilgi gösteremedim. En azından 3 bölüm yazarım geceleri diyordum, onlardan sadece Shiki'yi sıkıştıracak zaman bulabildim. Bu hafta sonuna kadar güncel bölümleri yakalamaya çalışacağım.

    Ben hiç denecek kadar az anime izledim bu süreçte fakat HOTD hala bıraktığım yerde sayıyormuş, bugün bunu gördüm. 6. bölümde baş gösteren ecchi dalgası artık serinin temasına dönüşüyor. Bu bölümde de göğüs ve bacak arasından geçen 50 kalibrelik mermiler mi ararsınız, Komuro'nun destek için Miyamoto'nun göğüslerine dayanmasını mı istersiniz, kızların giyinme faslında gözümüze sokulan çamaşırlar mı dersiniz, oral seks göndermesi mi arzularsınız... ne ararsanız vardı. Zombiler iyiden iyiye figürana dönüştürüldü, seri de ergen bebelere her hafta fan-service yapmaya başladı.

    İzleyici profilinde bu kadar sabit hedeflerle devam etmelerini benimsemesem de anlıyorum ama ergenler bile bu bölümdeki plastik (!) telin aşılamaz olmadığını çakozlar yahu! Abazan yerine konmaları tamam lakin bu kadar salak yerine konmak da biraz ayıp oluyor. Çitin boyu bizim kadrodakilerden kısa. Ayrıca ne dikenli ne de elektrikli bir tel var önlerinde, neden bölümün tüm yarısı boyunca bu tel kahramanlarımıza bir sorun teşkil ediyor? Nedeni yapımcıların küstahça bir hinlik peşinde olmaları. Başka türlü silahlar patlamayacak, çatallar görünmeyecek, aksiyon yaşanmayacak. Eh yani ne diyeyim...

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi