• Shiki - 5



    Fifth Deceit

    Söylecek çok sözü olmayanlar 22 dakika boyunca konuşmak mecburiyetinde bırakıldıklarında söylediklerini de ağızlarında gevelemek zorunda kalıyorlar. Shiki bu örneklerden biri olmamasına, yani söyleyecek bir hayli sözü olmasına rağmen bu geveleme faslına ayak uyduruyor. Sebebini idrak etmekte zorlanıyorum. Vampirler, gizemli ölümler, tuhaf bulgular varken neden ilk 10 dakikada rahibin peşinden gidiyoruz? Tamam, anladık: Ölen herkes birkaç gün öncesinden hiç sebep göstermeden işini bırakıyormuş. Ee, bunu defalarca tekrarlamanın alemi ne?

    Akabinde gelen Tooru'nun ölümüyse serideki kırılma anlarını tetikliyor fakat biz bunu görmek için rahibe sabretmek zorundayız. Neyse! İlk bölümlerde kulaklarının ne kadar keskin olduğunu gördüğümüz Natsuno bu ölüm sonrasında artık seriye iyice giriş yapacaktır diye umuyorum. Öte yandan şimdiye kadarki en ilginç karakterin ipini bölüm sonunda çekmelerine de anlam veremiyorum. Masao bir hayli sinirime dokunsa da serinin gidişatı için önemli bir karakterdi. Onu bir bölümde tanıttıktan sonra bu bölümde geliştirip hemen sonlandırmak yanlış bir hamleydi. Serinin mangayı takip ettiğini, manganın da Salem's Lot'a ithafen kurgulandığının farkındayım ama değişiklik yapılmaz ve taşın altına eller konmazsa Shiki kısır döngüye doğru ilerleyecekmiş gibi görünüyor.

    Yine de serinin bir şeytan tüyü var ki bir türlü vazgeçesim gelmiyor. Yaratılan atmosfer gayet sağlam. İstediği zaman korkutmayı başaracağını da geçen hafta kanıtlamıştı. Ölümlerin birden fazla parametreyle desteklenmesi epey karmaşık bir yapının müjdesini de veriyor. Doktor ve rahibin çevresine saplanıp kalmaz ve karakterlerin performanslarına bel bağlanmaz da konuyla aşama kaydedilirse bu yaz sezonunda vasat çıtasını aşabilen nadir serilerden biri olabilir Shiki.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi