• Rainbow - 19



    Reunion

    Serinin karakteristik bir özelliği haline gelen bölüm içi temposu bu hafta da performansının zirvesindeydi. İlk zamanlar 1-2 bölüm dramanın en arabeskine vurulurken daha sonra toplama yapılıyordu. Oysa son 4-5 haftadır bölüm içinde parabolik bir anlatım tercih ediliyor. Bu kadar dolambaçlı cümlelerden kastım Rainbow'un bir sevindirip bir üzdüğü ve bunu da en uçlar arasında mekik dokuyarak başarıyor. Bölümün başında bizlere umut verip daha sonra hayallerimizi paramparça ediyor, 2-3 dakika sonra buruk bir sevinçle tekrar ayağa kaldırıp bir kez daha yere çalıyor.

    Joe'nun müzik kariyeri daha başlamadan sona eriyor. Menajeri olan kadın yaşadığı şiddetin etkisiyle çocuğa ikinci bir şans vermeyi reddediyor. Kardeşini görme hayalleri suya düşen Joe da dostlarına mini bir konser vererek teselli buluyor. Akabinde gelen güzel sürprizse bölümün melodramik yapısına güzel bir ayar çekiyor. Joe önce dayak yiyor, sonra dayak atıyor. Önce konsere yetişebilme ümidiyle topukluyor, sonra kariyerinin henüz başında müthiş bir hayalkırıklığına uğruyor. Önce kardeşini göremediği için yıkılıyor, sonra kapıda beliren genç kızla havalara uçuyor.

    Rainbow hislerimizdeki gezintisine bu yöntemle devam ediyor: Önce kaybettiriyor, sonra bulduruyor. Bu vesileyle de her bölümde patlak veren yeni belalara yerinde bir kılıf uydurulmuş oluyor. Ön gösterimden anlaşılacağı üzere Cabbage bundan sonraki dönemin yıldızı olacak. Demek ki geride fazla işlenmedik bir tek Soldier kalacak. Onu da seriye tekrardan dahil edeceklerine eminim yine de ıslahevinin dışındaki bölümlerin beni fazlaca tatmin etmediğini eklemem gerek.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi