• Seikimatsu Occult Gakuin - 3



    Mikaze blows through

    3. bölümde ilk fireyi verdik sayın seyirciler. Hoş, daha önceki bölümlerde acayip kazanımlar elde etmiş miydik ki buna fire diyelim? Lakin seri paralel bir evrene geçmiş gibi Fumiaki ve restoranda görüp çarpıldığı Nakagawa Mikaze arasında geçiyor. Ne zaman yolculuğu ne akademinin geleceği tartışılıyor. Tamam, Mikaze hakikaten tatlı bir hatun ve Fumiaki'ye arka arkaya dört gün aynı yemeği yedirtecek kadar da çekici. İyi de konuya uydurma da olsa bir yerden temas etmeleri gerekmez mi? Hiç değilse bön bön ekrana bakma hissinden biraz kaçınmış olurdum.

    Neyse efendim, okulda tengu dedikoduları dolaşıyor, Maya yine bilim aklı mantığıyla abuk açılımlara gidiyor, onun kuyusunu ilk bölümden beri kazmaya çalışan Kawashima Chihiro saçına bir iltifat etti diye Fumiaki'ye sırnaşıyor, kendi küçüklüğünü devamlı televizyonda gören Fumiaki'yse gönlünü kaptırdığı garson kızın Porsche'siyle dumura uğruyor. Elbette ben de uğradım ama gördüğümüz kadarıyla tek müşterisi Fumiaki olan restorandan başka bir hayatı daha var Mikaze'nin. Öğreneceğiz diye ümit ediyorum.

    Bölümde izletilenleri anlatmak kadar sıkıcı bir başka şey yok. Seriden böyle bölümler çıkmaya devam etmeyecektir. Sonuçta kısa soluklu serimizin başka konuları inşa ettiği bir bölümdü. Mikaze bir noktadan doğaüstü olaylara bağlanacak. Ninesi olduğunu tahmin ettiğim o dörtgözle bağlanmasa abes kaçar zaten. Bu sezon tonla seri fışkırmasına rağmen içlerinden hiçbirine mutlaka izlenmeli diyemiyorum. Bu sebeple de yazılar 1-2 gün kadar geç geliyor.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi