• Seikimatsu Occult Gakuin - 2



    The Advent of Bunmei

    Doğaüstü olaylara bir de zaman yolculuğu eklendi. Geçen bölümün sonunda Terminatör misali gelen Fumiaki'nin geçmişi bana Twelve Monkeys'i anımsattı. 2012'de dünyayı canavarlar yönetmektedir ve Fumiaki'yi olayların patlak verdiği 1999'a yollarlar. Elindeki cep telefonu Nostradamus'un anahtarını bulmak için tasarlanmıştır. Fumiaki anahtarı bularak akademide sürekli ruhların ortaya çıktığı geçidi kapacaktır.

    Paranormal aktivitelere bir de bilim kurgu türü eklenmiş oldu. Fena da durmadı hani. Gerçi ben sadece mistik vukuatlara odaklanmalarını tercih ederdim ama en azından 2. bölüm itibarıyla konuyu şekillendirmeyi başardılar. Akademiye geliş nedeni ailesini parçalayan bu yeri elden çıkarmak olan Maya bir anda babasının katilini bulmaya kendini adadı. Bunun için önce bir hayalet tarafından köşeye kıstırılması ve babasının vasiyetinin kendisine "görünmesi" gerekiyormuş... Neyse.

    Maya sürekli frikik vermese, aynaya kanla yazılan yazılarda biraz korkutmaya çalışsa, ne tür hayalet çıkarsa Maya üstesinden bu kadar kolay gelemese seri azıcık değerini yansıtacak. Atmosfer yaratma konusunda çok başarılı değiller. Ortada zaman yolculuğu ve doğaüstü güçler gibi özgün olmayan ama en azından güzel bir fikir var. Bunu satmaya çalışmak yerine sürekli akademi içindeki koridorları, Maya'nın frikiklerini göstermeseler daha sağlam bir duruş sergileyecekler. Şu haliyle her bölümde Maya bir yaratıkla kapışacak ve sonunda bir şeyler öğrenecekmiş gibi duruyor. Bu seri böyle tekdüze bir ilerlemeden daha iyisini hak ediyor... bence.

    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi